Connect with us

Dünya

İletişim Başkanı Fahrettin Altun: Türkiye bölgede sorunların çözümü için çabalayan en önemli faktördür

Genç Gazeteciler

HABER BURADA

on

İletişim Başkanı Fahrettin Altun: “Ukrayna krizi sırasında tüm dünyanın şahit olduğu arabuluculuk çabamız bir tesadüf eseri değildir. Bu, Türk dış politikasının yıllardır görmezden gelinen başarılarının son halkasıdır.”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nda düzenlenen “Ukrayna’daki Savaşın Bölgesel ve İnsani Sonuçları Konferansı”nda yaptığı konuşmada Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin, “Bölgemiz ve insanlarımız çatışmalardan yoruldu, artık barışı, huzuru ve refahı istiyor. Türkiye, ‘istikrarlaştırıcı güç’ olarak üzerine düşeni şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da yapmaya devam edecektir.” Ifadelerini kullandı

Küresel salgının, bölgesel siyasi ve ekonomik gerilimlerin, sıcak çatışmaların etkilerinin, bütün ülkelerin her alanda hissettiği günlerden geçildiğine dikkati çeken Altun, bu gelişmelerin dünyadaki tüm dengeleri alt üst ettiği bir döneme, hep birlikte sürecin daha olumlu bir noktaya evrilmesi, krizlerin çözüme kavuşması için çalıştıklarını belirtti.

Suriye’den Irak’a, Afganistan’dan Yemen’e, Libya’dan Arakan’a kadar, insani trajediler üreten birçok noktadaki krizin hâlâ çözüm beklediğine işaret eden Altun, Ukrayna ile Rusya arasında başlayan savaşın, başta Avrupa olmak üzere, tüm dünya için son dönemin en yıkıcı ve can yakıcı olaylarından biri olduğunu ifade etti.

Bu savaşın, herkesi “Çözümsüzlüğe itilip ihmal edilen en küçük bir problem, büyük felaketlere sebep olabilir. Daha küçükken söndürülmeyen bir kıvılcım dahi, herkesi yakan bir yangına dönüşebilir.” gerçeğiyle yeniden yüzleştirdiğini kaydeden Altun, Ukrayna savaşının patlak verdiği günden bu yana, dünyanın bazı kesimlerin görmezden gelmeye çalıştığı bir gerçeklikle daha karşı karşıya kaldığına değindi.

Son yıllarda gerek medya operasyonları gerekse sözde uzmanlar üzerinden Türkiye’nin bölgesinde oluşturduğu ağırlık merkezinin saklanmaya çalışıldığına dikkati çeken Altun, şöyle konuştu:

“Libya’dan Karabağ’a, Suriye’den Doğu Akdeniz’e Türkiye’yi ihmal ederek oynanmaya çalışılan oyunlar kendiliğinden bozuldu. Ukrayna Savaşı ile birlikte herkes yeni jeopolitik, jeoekonomik ve stratejik gerçeklik testine tabi kaldı. Türkiye’nin, bölgenin güvenliği ve krizlerin çözümü noktasında önemli rol üstlenen bölgesel aktör olarak ortaya koyduğu performans esas itibariyle ortadaydı. Buna rağmen bu performans yeterince takdir edilmedi ve desteklenmedi. Türkiye’nin bölgesel ve küresel anlamda son 20 senedir oynadığı yapıcı ve istikrarlaştırıcı rol, son birkaç ay içerisinde bunu inkar edenler tarafından dahi kabul edilmek zorunda kaldı.”

“Bölgede bir aktör haline geldik”

Türk dış politikasını ve bölgesinde izlediği güvenlik politikalarını tek taraflı ve haksız eleştirilerle hedef yapanlar için Ukrayna Savaşı özelinde Türkiye’nin ana prensipleri ve parametrelerini hatırlatan Altun, her şeyden önce Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın jeopolitik anlamda dünyanın en zor coğrafyası olduğuna işaret etti.

Türkiye’nin özellikle son 20 senedir denizden ve karadan sınırdaş olduğu devletlerin birçoğunun ya komşularıyla sınır problemleri yaşadığına ya da uzun yıllar süren iç savaşların kurbanı olduğuna dikkati çeken Altun, şunları kaydetti:

“Yüzbinlerce insanın hayatını kaybettiği çatışmalar bu coğrafyada gerçekleşti. Milyonlarca insan tüm dünyanın gözleri önünde evini barkını kaybetti ve mülteci oldu. Zaman zaman ülkemiz de bu çatışmaların ortasına çekilmeye çalışıldı. Bölgeden Türkiye’ye ihraç edilmeye çalışılan güvenlik risklerine karşı mücadele vermek zorunda kaldık. Bunun yanında kara ve denizden sınırdaş olduğumuz ülkelerin birçoğu farklı sebeplerden uluslararası yaptırımların hedefi oldu. Savaşların yarattığı fiziksel yıkımın yanında, yaptırımların getirdiği ekonomik ve ticari yıkım, bölge halklarını derinden sarstı, onların çok ciddi sosyal problemlerle karşılaşmasına sebep oldu.

Türkiye bu savaş ve yıkım sarmalı karşısında bir istikrar merkezi olarak bölgede sorunların çözümü için çabalayan en önemli aktörlerden biri oldu. Son 20 senede bu bölgede çıkan her türlü çatışma ve krize karşı tüm diplomatik ve siyasi gücümüzü sarf ederek, bu çatışmaların ve uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesi için çaba sarf ettik. Bazen Irak’taki iç savaşı bitirmek için tek başına, bazen İran’daki nükleer krizi çözmek için partner ülkelerle, bazen Suriye’de akan kanı bir nebze olsun durdurmak için bölge ülkeleriyle, bazen de Libya’da barışı sağlamak için uluslararası camiayla birlikte bu amaç için çalıştık. Bölgede yaşanan her çatışmada, arabuluculuğuna ve kolaylaştırıcılığına ihtiyaç duyulan bir aktör haline geldik.”

“Sivillerin hedef yapılmasını şiddetle kınıyoruz”

Bu yaşananların, Türkiye’yi diplomatik anlamda bölgede en tecrübeli aktör haline getirdiğine dikkati çeken Altun,”Barış için müzakerede Sayın Cumhurbaşkanımız kadar öne çıkan başka bir siyasi lider olmadı.” dedi.

Ukrayna krizi sırasında tüm dünyanın şahit olduğu Türkiye’nin arabuluculuk çabasının bir tesadüf eseri olmadığını vurgulayan Altun, şöyle devam etti:

“Aslında bu, Cumhurbaşkanımız liderliğinde yürütülen Türk dış politikasının yıllardır görmezden gelinen başarılarının son halkasıdır. Ukrayna savaşı sırasında, önce Antalya, sonra İstanbul müzakerelerinin ortaya çıkmasını sağlayan, yıllardır bu tip krizlerde oynadığımız aktif roldür. İki tarafın aynı anda güvendiği bir aktöre dönüşmemiz yıllardır bu krizle ilgili tuttuğumuz pozisyonun neticesidir. Türkiye bu krizin ortaya çıkmasından bu yana genel tavrını krizin bir savaşa dönüşmesini engellemek şeklinde formüle etmiştir. Türkiye olarak bu gibi krizlerin askeri bir çözümü olmadığı kanaatindeyiz ve yaşanan durum bunun en önemli kanıtı haline geldi. Bizim için öncelik, şiddetin sona ermesi ve sivillerin daha fazla zarar görmeden ateşkesin sağlanmasıdır, barışın temin edilmesidir. Ukrayna’daki masum siviller üzerinden daha büyük hesaplar görme çabalarını doğru bulmadığımız gibi, bu sivillerin hedef yapılmasını da şiddetle kınıyoruz. Yaptırımların cezalandırıcı etkisinin sahada yaşanan dramı sona erdirmeye yetmediğini de görüyoruz. Türkiye olarak diplomatik temas, diyalog ve müzakerelerin, etkin bir şekilde yapılması durumunda, krizi sonlandıracak araçlar olduğuna inanıyoruz.”

“Türkiye için kriz 24 Şubat’ta başlamamıştır ve biz, krizin başladığı andan itibaren barış için sürekli olarak bu araçlarla çaba gösteren neredeyse tek bölgesel aktör konumundayız.” diyen Altun, diplomasi ve müzakerenin sabır ve sebat gerektiren enstrümanlar olduğunu, yıllardır yaşanan her krizde bu enstrümanlardan umudu hiç kesmediklerini, bunları sonuna kadar kullanmak için çaba sarf ettiklerini dile getirdi.

“Çatışmalar, satranç oyununa dönüştü”

Ukrayna’daki savaşı sona erdirmek için hiç durmadan ve yorulmadan diplomatik çabaları sonuna kadar sürdüreceklerinin altını çizen Altun, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Ukrayna’da ortaya çıkan savaş ve bu savaşın uluslararası camia tarafından önlenememiş olması, dış politikamızın temellerini oluşturan bir başka hedefimizin ne kadar gerekli ve önemli olduğunu ortaya koydu. Sayın Cumhurbaşkanımız yıllardır uluslararası camiayı, ‘uluslararası örgütlerin sergilediği zaaf’ konusunda uyarıyor. Ne Suriye’de ne Libya’da ne de çatışma ve savaşların yaşandığı başka coğrafyalarda uluslararası örgütler etkin bir rol oynadı. Dahası bölgemizde yaşanan her çatışma, büyük güçler arasındaki satranç oyununa dönüştü. Ne yazık ki birer vekalet savaşına dönüşüyor. Özellikle Birleşmiş Milletlerin, Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyelerin veto kartını kullanmasıyla paralize olması, küresel ölçekte büyük bir karamsarlığı beraberinde getirdi. Bu örgütlerin yeniden işlerlik kazanabilmesi için reforme edilmesi gerektiği konusunda en güçlü çağrıyı yapan ülkelerden biri Türkiye oldu, Sayın Cumhurbaşkanımız oldu. Ukrayna krizi sırasında bu önemli kurumların var olan zaafını bir daha gördük.”

Bu krizi çözme konusunda birinci derecede sorumlu olan BM Güvenlik Konseyinin sadece karşılıklı suçlamaların ve veto tehditlerinin birbirini takip ettiği bir tiyatro sahnesine dönüştüğünü anlatan Altun, “Bu zaafın en önemli göstergesi Ukrayna’nın işgalinin BM Güvenlik Konseyinde Ukrayna meselesi tartışılırken başlaması oldu. Bu olaydan sonra dünya sanki BM Güvenlik Konseyinin bu durumundan yeni haberdar oluyormuşçasına bu kurumu tartışmaya başladı. Elbette bunu önemsiyoruz fakat bu geç kalmış bir tartışma. Türkiye’nin 10 yıldan fazla bir süredir Cumhurbaşkanımız liderliğinde bizzat BM’de başlatmaya çalıştığı bu tartışmanın, çok daha erkenden küresel bir hal alması gerekirdi. Bütün küresel aktörlerin bu tartışmaya katılması ve BM reformunun şu an itibarıyla hayata geçmiş olması gerekirdi. Sayın Cumhurbaşkanımız, BM Genel Kurulunda ‘Dünya beşten büyüktür’ derken aslında tam da bu soruna işaret etmekteydi.” şeklinde konuştu.

“Dünya beşten büyüktür” demenin, sadece bu beş ülkenin veto haklarını sorgulayan bir slogan olmadığını belirten Altun, bunun “daha adil bir dünya” için küresel ve bölgesel ölçekteki problemlerin artık farklı yaklaşımları ve alternatif sesleri gerekli kıldığının bir ifadesi olduğuna işaret etti.

Türkiye’nin senelerdir bölgesinde şahit olduğu savaş ve yıkıma karşı bu örgütlerin daha etkin hale getirilmesini ve farklı görüşlerin sesinin duyulmasını savunduğunu anımsatan Altun, bu kurumların mevcut haliyle sorunların odağı haline geldiği konusunda artık herkesin hemfikir olduğunu belirtti.

“Ülkemiz, göçmen karşıtı dalgalara yenilmedi”

Ukrayna krizi ve savaşa dönüşen çatışmaların ancak farklı bir kurumsallaşma ile önlenebileceğine işaret eden Altun, “Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi ve bununla birlikte bölgemizdeki tüm savaşlara karşı uluslararası örgütleri etkin hale getirecek güçlü ve kapsamlı bir çalışma bu süreçte başlatılabilir.” diye konuştu.

Altun, gelecek dönemde Türkiye’nin BM reformu konusundaki çalışmalarının artarak devam edeceğini, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının da bütün kurum ve kuruluşlarıyla koordinasyon halinde bu sürece kendi alanında katkıda bulunacağını söyledi.

Türkiye için bölgesindeki krizlere dair en önemli konunun, bu krizlerin yarattığı insani dram ve trajedi olduğunu anlatan Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Son 20 senede Türkiye, insani yardım ve insani krizlere müdahalesini dış politikasının en önemli sac ayaklarından biri haline getirdi. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ şiarını dış politikamıza yansıttık ve ‘İnsanı yaşat ki dünya yaşasın’ prensibini bulunduğumuz tüm platformlara taşıdık. Meydana gelen insani dramlar konusunda dünyayı uyardık. Bunu yaparken sadece kendi bölgemizdeki değil, bütün dünyadaki mazlum toplumların, insanların sesi olmaya namzet olduğumuzu ortaya koyduk. Binlerce kilometre ötede soykırımla karşı karşıya kalan Rohingya Müslümanlarının sesini de dünyaya duyurmak için çabaladık. Aynı şekilde yokluk ve açlıkla mücadele eden Afrika kıtasındaki ülkelere en çok insani yardım yapan ülkelerin başında geldik. Çok kültürlülük, insan hakları ve çeşitlilik üzerine retorik oluşturan ülkelerin tüm umarsızlığına karşı, Türkiye bu konudaki en cömert ve ilkeli tutumu sergiledi. Ülkemiz, Avrupa’dan dünyaya yayılan göçmen karşıtı aşırı sağcı, ırkçı dalgaya yenilmedi.”

“Türkiye’nin Avrupa’ya öğrettiği ders”

Ukrayna krizi başladığı andan itibaren yaşanabilecek insani kriz konusunda da en hazırlıklı ülkelerin başında Türkiye’nin geldiğini hatırlatan Altun, “Bu savaş sırasında Avrupalı müttefiklerimizin Ukraynalı mültecilere ‘açık kapı’ politikası uygulaması, son 20 senedir Irak’tan Suriye’ye kadar birçok mazlum coğrafyadan mülteci ve sığınmacılara kapılarını açan Türkiye’nin Avrupa’ya öğrettiği derslerden yalnızca bir tanesiydi.” ifadesini kullandı.

Ukrayna krizinin henüz bir ayı dolmuşken, 4 milyondan fazla mültecinin ülkelerini terk ettiğine dikkati çeken Altun, bu açık kapı politikasının sürdürülebilmesi için, Avrupa toplumlarının ortak bir irade sergileyebilmesi ve bu yükü ortak olarak yüklenebilmesi gerektiğini bildirdi.

“Türkiye’nin tecrübeleri göstermiştir ki mülteci konusu orta ve uzun vadede planlama yapılması gereken bir süreçtir.” diyen Altun, şunları ifade etti:

“Bu süreç, bir yandan mültecilere barınak ve yardım sağlanabilmesini, bir yandan onların topluma entegre edilmesini, öte yandan da mülteci kaynağı olan ülkedeki sorunu çözmeyi gerektirir. Türkiye olarak Ukrayna’daki savaşın yaratacağı mülteci sorunu ve mevcut diğer mülteci krizleri için çözüm geliştirilmesini, uluslararası sistemdeki en önemli öncelikler arasında görüyoruz. Bunun için Avrupa ülkeleri ile iş birliği ve koordinasyona hazır olduğumuzu her fırsatta yineliyoruz. Son olarak, şu hususun da altını çizmek isterim, Türkiye bütün bu krizlerde, toplumlara karşı geliştirilen önyargı, ayrımcılık ve ırkçılığa karşı da sonuna kadar mücadele etmiştir. Dış politikamızda bir yandan tarihî sorunlara karşı ortak acı noktasından çözüm üretirken, öte yandan da yeni nefret dilinin ortaya çıkmaması için mücadele veriyoruz. Savaşların ve çatışmaların önlenmesi, devletlerin diplomatik anlamda ortaya koydukları performansa dayanır.”

“Kurumsallaşmış uluslararası iş birliği şart”

Devlet ve hükümet başkanlarının sorumlu olduğu kararlar nedeniyle toplumları cezalandırmaya çalışmanın, sorunları çözmek yerine bunları derinleştireceğini ve içinden çıkılmaz hale getireceğini vurgulayan Altun, etnik nefret ve düşmanlığın bundan sonraki dönemde ortaya çıkabilecek yeni çatışmaları körükleyeceği uyarısında bulundu.

Bu milliyetçi ve etnik fay hatlarının, devletler arası her krizde yeniden tetikleneceğini, komünal saldırıların ve şiddetin kapısını aralayacağını ifade eden Altun, Ukrayna savaşı başladığından beri Türkiye’nin pozisyonunun mevcut krizin herhangi bir toplumsal öfke ve çatışmaya yol açmadan çözülmesi olduğunun altını çizdi.

Son günlerde bazı Avrupa ülkelerinde görülen ve Rus kökenlilere karşı uygulanan ayrımcılık ve nefret suçları konusunda tüm Avrupa ülkelerinin ortak bir pozisyon almasının zorunluluğuna işaret eden Altun, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Bu prensipler önümüzdeki dönemde de Türkiye’nin Ukrayna Savaşı konusundaki pozisyonunu şekillendiren en önemli ilkeler olacaktır. Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde önce bir ateşkes, sonrasında barış görüşmeleri için elinden gelen tüm diplomatik çabayı ortaya koymaktadır, koymaya devam edecektir. Elbette bu süreçte, uluslararası kurumların da bu gibi krizlerde daha aktif rol alması için bu kurumların reform edilmesi çağrımızı sürdüreceğiz. Bu krizler tek başına hiçbir ülkenin çözemeyeceği krizlerdir. Kurumsallaşmış bir uluslararası iş birliği gerekli ve şarttır. Türkiye, bunun yanında savaşın uzamasının yaratacağı yeni mülteci akımına karşı da Avrupa ile iş birliğini sürdürecektir. Bölgeye yapılmakta olan insani yardıma da devam edeceğiz. Bölgemiz ve insanlarımız çatışmalardan yoruldu, artık barışı, huzuru ve refahı istiyor. Türkiye, ‘istikrarlaştırıcı güç’ olarak üzerine düşeni şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da yapmaya devam edecektir. Geliştirdiğimiz diplomatik ve insani kapasitemizi yapıcı ve gerçekçi katkılarla krizlerin çözümü için kullanmayı sürdüreceğiz.”

Bürokrat

DEV YATIRIMLAR | ÇUKUROVA HAVALİMANI 10 AĞUSTOS’TA AÇILIYOR

Genç Gazeteciler

HABER BURADA

on

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Çukurova Havalimanı’nın 10 Ağustos tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açılacağını duyurdu. Bakan Uraloğlu, kamu kaynağı kullanmadan 800 hektar üzerine inşa edilen 8 milyon yolcu kapasiteli Çukurova Havalimanı’ndan 25 yılda 297 milyon 100 bin avro kira bedeli elde edileceğini bildirdi.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, bölgesel olması nedeniyle Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın Türkiye’nin en önemli havacılık yatırımlarından biri olduğunu vurgulayarak, “Başta Adana ve Mersin olmak üzere tüm Çukurova’ya hizmet edecek havalimanımız Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın tarafından 10 Ağustos’ta hizmete açılacak.” dedi. Türkiye’nin 4 saatlik uçuş süresiyle 1,4 milyar insanın yaşadığı 67 ülkenin merkezinde olduğunu vurgulayan Bakan Uraloğlu, “2053 hedeflerimiz kapsamında aktif havalimanı sayımızı 61’e çıkarmayı planlıyoruz. Çukurova Havalimanı bu doğrultuda atılmış çok önemli bir adımdır. Ülkemizde havacılığı daha da geliştirmek için durmadan çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.

8 Milyon Yolcuya Hizmet Verecek

Bakan Uraloğlu, CAT-II standartlarında 3 bin 500 metre uzunluğunda inşa edilen piste en geniş gövdeli yolcu uçaklarının dahi iniş kalkış yapabileceğini belirterek, “8 milyon yolcu kapasitesiyle Çukurova Havalimanımız hem bölgenin hem de ülkenin turizmine ve ticaretine güç katacak, Türkiye’nin kargoda ikinci büyük HUB’ı ve Orta Doğu’ya açılan kapısı olacak. Çukurova Havalimanımızdaki kargo trafiğinin de ticaret hacmini iki katına çıkaracağını öngörüyoruz.” diye konuştu.

Çukurova Havalimanı inşası kapsamında 110 bin metrekare kapalı alanlı Terminal Binası inşa ettiklerinin altını çizen Uraloğlu, “Yaklaşık 800 hektar üzerine inşa ettiğimiz Çukurova Havalimanımızda 40 uçak kapasiteli 217 bin metrekarelik apron, 4 uçak kapasiteli 62 bin metrekarelik kargo apronu ve 34 uçak kapasiteli 56 bin metrekarelik genel havacılık apronu da bulunuyor.” dedi.

“25 Yıl İçerisinde 297 Milyon 100 Bin Avro Kira Bedeli Alacağız”

Kamu kaynağı kullanmadan Yap-İşlet-Devret modeliyle yaklaşık 244,5 milyon avroluk bir yatırım gerçekleştirdiklerini vurgulayan Bakan Uraloğlu, “Bu yatırımdan 25 yıl içerisinde de 297 milyon 100 bin avro kira bedeli alacağız.” dedi. Uraloğlu, Çukurova Havalimanı sayesinde bölgede ve ülke genelinde, doğrudan ve dolaylı olarak 3 bin kişiye istihdam yaratılacağının da altını çizerek, Mersin ve Adana başta olmak üzere çevre illere ekonomi, ticaret ve turizm açısından büyük katkı sağlayacağını ifade etti.

Çukurova’nın Uluslararası Ticaretteki Rolü Güçlenecek

Çukurova Havalimanı’nın faaliyete geçmesiyle birlikte, bölgenin uluslararası ticaretteki rolünün daha da güçleneceğini vurgulayan Uraloğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hava yoluyla taşımacılık, özellikle acil ve kritik malzemelerin zamanında teslimatını sağlayarak tedarik zincirlerinin kesintisiz işlemesine yardımcı oluyor. Çukurova Havalimanımızla, daha hızlı ve etkin bir şekilde mal taşınacak, yerel işletmelerin küresel tedarik zincirlerine entegrasyonunu kolaylaştıracak. Bu da bölgedeki işletmelerin daha geniş pazarlara açılmasını ve ihracat potansiyellerinin artırmasını sağlayacak.”

Genç Gazeteciler | ADANA

DAHA FAZLA HABER

Dünya

“Şehitlerimizin kanları üzerinde kurulan KKTC’nin güçlü, müreffeh, itibarlı bir devlet hâline gelmesi için desteğimiz bakidir”

Genç Gazeteciler

HABER BURADA

on

Cumhurbaşkanı Erdoğan, KKTC’de düzenlenen 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı Töreni’nde yaptığı konuşmada, “Kıbrıs Türkü’nün haksız ve hukuksuz şekilde maruz bırakıldığı izolasyonun kırılması, ambargonun kaldırılması için çabalarımız daha da artacaktır. Şehitlerimizin kanları üzerinde kurulan KKTC’nin güçlü, müreffeh, itibarlı bir devlet hâline gelmesi için desteğimiz bakidir” dedi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki (KKTC) temasları kapsamında ilk olarak Lefkoşa’daki Atatürk Anıtı’na çelenk bırakan ve anıt özel defterini imzalayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha sonra KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile birlikte Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda düzenlenen 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı Töreni’ne katıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, Kıbrıs Türk halkının özgürlüğe kavuşmasını sağlayan Barış Harekâtı’nın 50. yıl dönümünde KKTC’de olmanın bahtiyarlığını yaşadığını belirtti.

Ada’nın dört bir yanındaki vatandaşlara şahsi selamları ile 85 milyon vatandaşın selam ve sevgilerini ileten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizleri bağrınıza bastığınız, muhabbetle kucakladığınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Yurdu yaşatmak için can veren kahraman şehitlerimizi rahmetle, minnetle yâd ediyorum. Vatan, bayrak, istiklal ve istikbalimiz için toprağa düş yiğitlerin aziz ruhları şad olsun” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kıbrıs Türkü’nün varlığı, hakları ve hürriyeti için cesaretle savaşan gazilerin ellerinden öptüğünü belirterek, her birine şükranlarını sundu, sağlıklı, hayırlı ve bereketli ömürler diledi.

“KUZEY KIBRIS BİZİM GÖZ BEBEĞİMİZDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın mimarları olan dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’i, Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı ve son nefesine kadar Kıbrıs davası için mücadele eden Alparslan Türkeş ile diğer devlet ve siyaset adamlarını rahmetle andı.

Kıbrıs Türklerinin egemenlik ve özgürlük mücadelesinin önderleri merhum Dr. Fazıl Küçük ve merhum kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a Allah’tan rahmet dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kuzey Kıbrıs’ın hürriyeti için “Allah Allah” nidalarıyla omuz omuza çarpışan, kanları kanlarına karışan Mehmetçikleri ve mücahitleri kemali edeple yad ettiğini anlattı.

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nı yürekten tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Burada öncelikle bir hususu ifade etmek isterim. Bugün, tıpkı yarım asır önce olduğu gibi yine tek yüreğiz, tek bileğiniz. Ana vatan Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak sırt sırtayız. İktidar, muhalefet ayrımı olmadan bugün burada bulunmamız, Türkiye’nin ve Türk milletinin Kıbrıs davasına verdiği önemin göstergesidir. Kuzey Kıbrıs bizim göz bebeğimizdir, canımızdan bir parçadır. Burası bize sadece şehitlerimizin değil aynı zamanda Hazreti Osman’ın, sahabenin, bu toprakları fetheden kahraman ecdadımızın da emanetidir. İnşallah bu emanete sıkı sıkıya sahip çıkmayı sürdüreceğiz. Varlıklarıyla, Kıbrıs Türkü’ne cesaret aşılayan, ortak gururumuzu paylaşan 85 milyonun, sizlerin yanında olduğunu haykıran tüm siyasetçilere, siyasi partilerimizin genel başkanlarına da hassaten teşekkür ediyorum. Millî meselelerde ortaya koyduğumuz ortak dayanışma tablosunu inşallah güçlendirerek devam ettireceğiz. Rabbim birlik ve beraberliğimizi daim eylesin.”

“BİRLEŞMİŞ MİLLETLER BARIŞ GÜCÜ BİLE CİNNET FURYASINI DURDURAMADI”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün sadece kahramanca bir mücadeleyi anmak için değil, aynı zamanda tarihî gerçekleri bir kez daha haykırmak için de burada bulunduklarını dile getirdi.

Kıbrıs, Barış Harekâtı’nın ne için yapıldığını, Türkiye’nin böyle bir kararı niçin aldığını daima akılda tutmak zorunda olduklarına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: “1963-1974 yılları, Kıbrıs Türkleri için adanın yüzde 3’lük bir kısmına hapsedildikleri, kan, gözyaşı, zulümle dolu bir dönem demektir. Kıbrıs Türk halkı hem kurucusu ve ortağı olduğu devletten dışlanıyor hem de eli kanlı EOKA’nın insanlık dışı baskı ve saldırılarına maruz kalıyor. Adaya konuşlandırılan Birleşmiş Milletler Barış Gücü bile cinnet furyasını durduramadı, katliamın önüne geçemedi. 1974 yılına gelindiğinde Kıbrıs Türkü’nün varlığına kasteden, insanlık dışı saldırılar zirveye ulaşmıştır. Tam 50 yıl önce bugün kahraman Mehmetçik, Kıbrıs Türkü’nün istiklaline vurulmak istenen hançeri sökmek üzere tarihî bir adım attı. 20 Temmuz 1974 Anavatan ve garantör ülke olarak uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan hak ve yükümlülüklerimiz ile tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumlulukla harekete geçtiğimiz tarihtir.”

“TÜM DÜNYAYA KIBRIS TÜRKÜ’NÜN YALNIZ OLMADIĞINI GÖSTERDİK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İnsan olmak, vicdan sahibi olmak bize ne sorumluluk yüklüyorsa Türkiye olarak bu sorumluluğun gereğini yerine getirdik. O gün tüm dünyaya Kıbrıs Türkü’nün yalnız olmadığını ve asla yalnız bırakılmayacağını gösterdik” ifadelerini kullandı.

“Rumların ateşe verdiği ekin tarlalarına, gül bahçesine girer gibi paraşütle indirme yapan Mehmetçiğimiz, mayın döşenmiş sularda Barbaros misali ilerleyen denizci leventlerimiz cesaretlerini bir kez daha tarihe kazımıştır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Kıbrıs Barış Harekâtı, Kıbrıs Türkü’nün zulümden kurtararak özgürlük ve refaha kavuşturmuş, geleceğe güvenle bakmasını sağlamıştır. Doktor Fazıl Küçük, o tarihi günü şöyle anlatıyor; ‘20 Temmuz sabahı doğan güneş, Kıbrıs Türkü’nün 11 yıllık karanlığını silip götürmüş, özgürlüğü getirmiştir.’ Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise; ‘20 Temmuz ömrümün en mutlu günü’ diyerek yaşadığı duygu selini ifade ediyor. Şunun bilinmesini isterim, o gün burada hangi coşku, sevinç ve gurur hâkimse, Türkiye’de aynı bayram havası hâkimdir. Bugün de bayram olarak kutladığımız 20 Temmuz’u Kıbrıs Türk halkının barış ve istikrar özlemi ve idealleri doğrultusunda egemenlik haklarının ve eşit statüsünün korunmasının sembolü olarak görüyoruz.”

“KIBRIS’TA FEDERAL BİR ÇÖZÜMÜN MÜMKÜN OLMADIĞINA İNANIYORUZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Adanın güneyinde ise maalesef kendilerini Kıbrıs adasının tek hâkimi olarak gören şımarık bir zihniyet var. Öyle bir vahametle karşı karşıyayız ki Rum lider, EOKA teröristlerini anma törenlerine katılıyor, Kıbrıs Türk’ü kardeşlerimizi güneye geçtiklerinde saldırıya uğruyor, tutuklanıyor, güneydeki camiler kundaklanıyor. Rumlar, Kıbrıs Türkü’yle, siyasi gücü ve adanın doğal kaynakları da dâhil ekonomik refahı paylaşma niyetlerinin olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Geçenlerde maalesef Yunanistan Savunma Bakanı, yine akla ziyan açıklamalar yaptı. Sayın Miçotakis ile yurt dışında bir araya geldik ve kendilerine ‘Ayın 20’sinde biz Kuzey Kıbrıs’tayız. Duydum ki sen de güneydesin. Herhâlde oradan Dendias gibi bizlere sataşma yapmazsın.’ Böyle bir şey düşünmediğini söyledi. ‘Böyle bir şey düşünmüyorsan mesele yok’ dedik, yola devam.”

Bölgede devam eden çatışmalar karşısında tüm adanın güvenliğini tehdit etme riski olan son derece sorumsuz adımlar atıldığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aynı suda iki kez yıkanılmaz. Adadaki gerçekleri görmezden gelerek hiçbir yere varılmaz. Kıbrıs’ta federal bir çözümün mümkün olmadığına inanıyoruz. ‘Müzakerelere, yıllar önce İsviçre’de bıraktığımız yerden devam edelim’ demenin kimseye faydası yoktur. Bakın biz müzakereye, görüşmeye, Kıbrıs’ta kalıcı barışı ve çözümü sağlamaya hazırız. Çözüm yolunda uzatılan hiçbir eli havada da bırakmayız” diye konuştu.

“KIBRIS TÜRK TARAFI, RUM TARAFIYLA HER ALANDA EŞİT OLARAK MÜZAKERE MASASINA OTURMALI”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarih boyunca bu konudaki hüsnüniyetin defalarca gösterildiğini ifade ederek, şöyle devam etti: “Bugüne kadar çözümü samimiyetle isteyen, bunun için fedakârlıkta bulunan, riski alan, irade sergileyen taraf Kıbrıs Türkü ve Türkiye olmuştur. Cumhurbaşkanı Sayın Tatar’ın 2023 Nisan ayında Cenevre’de yapılan toplantıda ortaya koyduğu iki devletli çözüm vizyonu çok kıymetlidir. Kıbrıs Türk tarafı, Rum tarafıyla her alanda eşit olarak müzakere masasına oturmalıdır. O yüzden ‘çözüm istiyorsanız Kıbrıs Türkü’nün müktesep haklarını tescil edin’ diyoruz. Adanın garantör ülkelerinin liderlerinin her iki devleti de beraberce ziyaret edecekleri günleri de göreceğimizi ümit ediyorum.”

Bu içten temenniyi Washington’daki NATO Zirvesi’nde görüştüğü Yunanistan Başbakanı Miçotakis’e de bizzat söylediğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye ile Yunanistan arasındaki diyalog zemininin güçlendirilmesinin, Kıbrıs meselesinin çözümüne de şüphesiz katkı yapacağını söyledi.

“ADANIN KADİM VE ASLİ UNSURU KIBRIS TÜRKLERİNİN YOK SAYILMASI MÜMKÜN DEĞİL”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, uluslararası alanda etkin iç hukuk yolu olarak tanınan Taşınmaz Mal Komisyonu’nun Ada’da mülkiyet konusunda çözümün yegâne adresi olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti: “Bunun dışında başka yollara tevessül edenler, Kıbrıs Türkü’nü baskı altına alarak hedeflerine ulaşacağını zannedenler büyük bir yanılgı içindedir. Ne biz oldubittilere müsaade ederiz, ne de Kıbrıs Türk halkı tehditlere boyun eğer. Ada’nın kadim ve asli unsuru Kıbrıs Türklerinin yok sayılması mümkün değildir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması ve iki devletli çözümün hayata geçmesine yönelik gayretlerimizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Şuşa’da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmî Zirvesi’ne, Cumhurbaşkanı Sayın Tatar’ın iştiraki bunun en son örneği oldu. Bu süreçte sergilediği dirayet için Azerbaycan Cumhurbaşkanı kardeşim Aliyev’e de buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.”

Kıbrıs Türkü’nün haksız ve hukuksuz şekilde maruz bırakıldığı izolasyonun kırılması, ambargonun kaldırılması için çabalarının daha da artacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şehitlerin kanları üzerine kurulan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güçlü, müreffeh, itibarlı bir devlet hâline gelmesi için desteklerinin baki olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2024 İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması’nda yer alan bütün hususların süratle uygulanması için gereken desteği verdiklerini, sonuna kadar da vereceklerini bildirerek, şu ifadeleri kullandı: “Belediyelerimiz ve resmî kurumlarımız geniş bir yelpazede pek çok projeyi Kuzey Kıbrıs’ın dört bir yanında hayata geçiriyor. Ulaştırmadan tarım ve sulamaya, turizmden güvenliğe, konuttan afetlere hazırlığa kadar her alanda Kıbrıs Türk halkının yanındayız ve destekçisiyiz. Bu vesileyle Kıbrıslı genç kardeşlerimle şu müjdeyi paylaşmak istiyorum; temmuz ayı itibarıyla artık Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşı öğrencilerin katkı payı ve öğrenim ücreti bakımından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı öğrencilerle aynı esaslara tabi olmasını kararlaştırdık. Aldığımız bu kararın Türk üniversitelerinde eğitim görmek isteyen Kıbrıs Türkü öğrencilerimize hayırlı olmasını diliyorum. Türkiye olarak Kıbrıslı kardeşlerimizle ekmeğimizi de suyumuzu da geleceğimizi de paylaşmaya devam edeceğiz. 50 yıl önce bu topraklarda tesis ettiğimiz barış ve huzur ortamını inşallah muhafaza edecek bunun zedelenmesine izin vermeyeceğiz.”

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nın Kıbrıs Türk halkına ve Türk milletine hayırlı olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Barış Harekâtı’nda şehit olan Mehmetçik ve mücahitleri tekrar rahmetle, gazilerimizi şükranla anıyorum. Kuzey Kıbrıs’ın özgür, bağımsız, güvenli ve huzur dolu bir devlet olarak geleceğe yürümesi için mücadele eden, ter döken herkesi, tüm devlet ve siyaset adamlarımızı rahmetle yardım ediyorum” dedi.

Genç Gazeteciler | Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

DAHA FAZLA HABER

Bürokrat

Cumhurbaşkanı Erdoğan KKTC’de

Genç Gazeteciler

HABER BURADA

on

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Genc-Gazeteciler-Kuzey-Kibris-Turk-Cumhuriyeti-2.jpg
Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Genc-Gazeteciler-Kuzey-Kibris-Turk-Cumhuriyeti-3.jpg

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50. yıl dönümünde, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı törenleri için gittiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ulaştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar Ercan Havalimanı’nda resmî törenle karşıladı. Karşılamada, KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Zorlu Töre, KKTC Başbakanı Ünal Üstel ve Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Metin Feyzioğlu da yer aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, HÜDA PAR Genel Sekreteri Şehzade Demir, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu da KKTC’ye ulaştı.

Genç Gazeteciler | Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

DAHA FAZLA HABER

Bürokrat

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Mah-ı Muharrem Oruç Açma Lokması” programına katıldı

Genç Gazeteciler

HABER BURADA

on

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Genc-Gazeteciler-4-1.jpg

Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde düzenlenen “Mah-ı Muharrem Oruç Açma Lokması” programında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Ehlibeyt sevgisi bize Peygamberimizin bir emridir, Ondan bize kadar çok kıymetli bir hatıradır. Türk milleti olarak yüzyıllardır bu aziz hatıraya layıkıyla sahip çıkmanın gayretindeyiz” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında Yas-ı Muharrem’in 10’uncu gününde, diğer adıyla Aşure Günü’nde bir sofra etrafında olmaktan büyük memnuniyet duyduğunu belirtti.

Sofrada bulunanlara teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Öncelikle Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa’ya salat, Onun ehlibeytine ve her biri kutup yıldızlarımız olan dostlarına selam olsun diyorum” ifadesini kullandı.

Hazreti Hüseyin’in ve 72 yoldaşının şehadetlerinin 1385’inci yıl dönümünde Kerbela şehitlerini rahmetle yad eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Muharrem Ayı’nın Müslümanlar için rahmet ve bereket ayı olduğunu hatırlattı.

“EHLİBEYT MUHABBETİNİ KARDEŞLİĞİMİZİN MAYASI OLARAK GÖRÜYORUZ”

Muharrem’in aynı zamanda yürekleri Kerbela Çölü’ne çeviren büyük bir yangının, acının ve matemin de ayı olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Hicri 61 yılında yine bir 10 Muharrem gününde Kerbela’da yaşanan o katliamı neredeyse 14 asır sonra bile hâlen hüzünle hatırlıyoruz. Resulü Ekrem Efendimiz torunları İmam Hasan ve İmam Hüseyin’i ‘dünyadaki reyhan çiçeklerim’ diye severdi. Onları öpüp koklamaya doyamaz, adeta gözünden bile esirgerdi. Bir gün kendisine ‘ehlibeytten en çok kimi seversiniz’ diye sorulduğunda, ‘Hasan ve Hüseyin’ diyecek kadar ikisine de düşkündü. Tabii Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin’le birlikte bizim gönül dünyamızda ehlibeytin de çok müstesna bir konumu vardır. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam ‘beni, Allah’ı sevdiğiniz için, ehlibeytimi de beni sevdiğiniz için sevin’ buyurmuştur. Ehlibeyt sevgisi bize Peygamberimizin bir emridir, Ondan bize kadar çok kıymetli bir hatıradır. Türk milleti olarak yüzyıllardır bu aziz hatıraya layıkıyla sahip çıkmanın gayretindeyiz. Ehlibeyt muhabbetini, millet olarak ezeli ve ebedi kardeşliğimizin mayası olarak görüyoruz. Allah’ın izniyle bu maya sağlam olduğu müddetçe bizi kimse bölemez, bizi kimse ayıramaz, aramıza nifak duvarları öremez. Ama ne zaman bu maya bozulur, zayıflar ve çözülür, Allah korusun işte o zaman millet olma vasfımızı da kaybederiz.”

“BİRLİĞİMİZ, BERABERLİĞİMİZ DAİM OLSUN”

Bu masadaki birlikteliği “kalplerdeki ehlibeyt sevdasının bir nişanesi olarak” değerlendirdiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Muharrem orucunu açmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi.

Allah’tan, Mah-ı Muharrem oruçlarını kabul etmesini dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Rabb’im, Hazreti Hüseyin ve dostlarının matemini paylaşan canların dünya ve ahiretlerini mamur eylesin. Birliğimiz, beraberliğimiz, kardeşliğimiz daim olsun” ifadelerini kullandı.

Genç gazeteciler Ankara

DAHA FAZLA HABER

Bürokrat

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Milletin Zaferine Giden Yolda Yargı” paneline katıldı

Genç gazeteciler | ANKARA

Genç Gazeteciler

HABER BURADA

on

BAKAN TUNÇ: DARBECİLERİ YARGILAYAN VE ONLARDAN HESAP SORAN BİR YARGIMIZ VAR

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, geçmişte darbecilerin yanında yer alan yargının, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında milletin yanında yer aldığını belirterek, “15 Temmuz’da gördük ki darbe mağdurlarının hakkını savunan, milletin hakkını, hukukunu savunan, darbecileri yargılayan ve onlardan hesap soran bir yargımız var.” dedi.

Türkiye Adalet Akademisince Yargıtay Konferans Salonu’nda düzenlenen Milletin Zaferine Giden Yolda Yargı isimli panele konuşan Bakan Tunç, 15 Temmuz’da Türk milletinin “çok büyük bir kahramanlık” sergilediğini ve dünyaya demokrasi mücadelesinin nasıl yapılması gerektiğini gösterdiğini söyledi.

Darbe girişimine karşı emniyet güçleri, vatansever askerler ve yargı mensuplarının da mücadele ettiğini vurgulayan Bakan Tunç, “O karanlık gecede ülkemizin geleceği için, bayrağımız için şehitler verdik.” diye konuştu.

DARBECİLERİN PLANLARI İSTEDİKLERİ GİBİ YÜRÜMEDİ

Türk demokrasi tarihini “darbeler tarihi” olarak niteleyen Bakan Tunç, 27 Mayıs 1960 darbesiyle milli iradenin önünün kesildiğini, 1971’de muhtırayla demokrasiye müdahale edildiğini, 12 Eylül 1980 darbesiyle milli iradenin önünün bir kez daha kesildiğini anımsatarak, “Darbecilere çanak tutan, yardım eden bir yargı sistemi vardı. Darbecileri değil de darbe mağdurlarını yargılayan yargı sistemi vardı.” ifadelerini kullandı.

Bakan Tunç, 90’lı yıllarda 28 Şubat postmodern darbesiyle seçilmiş hükümetin antidemokratik bir şekilde düşürüldüğünü, AK Parti’nin kuruluşundan sonra da kapatma davasıyla karşı karşıya kaldığını dile getirdi. Darbeci vesayetçi anlayışın 2000’li yıllarda çeşitli olaylarla başarılı olmaya çalıştığını, son olarak 15 Temmuz’da darbe girişiminde bulunulduğunu aktaran Bakan Tunç, darbecilerin planlarının ise istedikleri gibi yürümediğini kaydetti.

Adalet Bakanı Tunç, darbe girişimi sırasında birçok yerin darbeciler tarafından hedef alındığını hatırlatarak, şöyle devam etti:

“Vatansever vatandaşlarımız tankların önüne geçerek bedenleriyle engel olmaya çalıştı. Meclis bombalandı. Milletvekillerimiz hemen Meclis’e koştu ve darbeye karşı direneceklerini, ‘Bomba da atsanız buradayız’ dedi. Dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ kürsüde konuşma yaparken, yukarıdan bombalar yağıyordu. Düşmanın yapmadığını içimizdeki hainler yapmak istediler. Kurtuluş Savaşı’nda Polatlı’dan beri geçemeyen düşman, maalesef içimizdeki düşmanlar, o maşalar, o emperyalizmin maşaları Meclis’i bombalayabildiler.”

DARBECİYLE HUKUK İÇERİSİNDE MÜCADELE EDEN BİR TUTUM SERGİLENDİ

Adalet Bakanı Tunç, devlet kademesindeki görevlilerin 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Hakimler ve Savcılar Kurulu üyeleriyle “darbecilerle nasıl mücadele edileceği” konusunda çalışma yaptığını aktardı.

Bu kapsamda 20 Temmuz’da olağanüstü hal (OHAL) ilan edildiğini anımsatan Bakan Tunç, “20 Temmuz bir karşı darbedir”, “Siz kontrollü darbe yaptınız”, “Bu bir oyundur, tiyatrodan ibarettir” diyenlerin de bulunduğunu ancak söz konusu sürecin hukuk çerçevesinde sürdürüldüğünü kaydetti.

OHAL kararnameleri sonrası FETÖ ile iltisaklı kişilerin ihraç edildiğini hatırlatan Bakan Tunç, “Bu örgütün ayıklanma süreci de kısa zamanda olacak gibi değildi. Kamudan ihraçlar içeren, FETÖ ile irtibatı ve iltisaklı olduğu değerlendirilen kurum ve kuruluşların kapatılmasına yönelik kararnameler Meclis’e gönderildi.” bilgisini paylaştı.

Bunun yanı sıra hak arama yolunun da açık tutulduğunu vurgulayan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Kararnameler Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi hale geldi. Bu derece demokratik, hukuk devletine saygılı, darbeciyle hukuk içerisinde mücadele eden bir tutum sergilendi.” değerlendirmesinde bulundu.

Bakan Yılmaz Tunç, FETÖ kapsamında 125 bin kişinin yargılanması sonucu mahkumiyet kararı aldığını, 289 darbe davasının da sonuca bağlandığını bildirdi.

TERÖR BİR İNSANLIK SUÇUDUR, DARBE BİR TERÖR EYLEMİDİR

Adalet Bakanı Tunç, darbe girişiminden önce ve sonra firar eden örgüt mensuplarının bulunduğunu, söz konusu kişilerle ilgili iade taleplerinin halen devam ettiğini dile getirdi.

FETÖ mensuplarının iadesi konusunda bazı “müttefik” ülkelerin kayıtsız kaldığını ve ikiyüzlü davrandığını belirten Bakan Tunç, sözlerini şöyle sürdürdü:

“‘İnsan haklarına saygılıyız’, ‘demokrasinin beşiğiyiz’ diyen ülkeler, maalesef Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi mücadelesinde yanında olmadı. Amerika Birleşik Devletleri; FETÖ elebaşısı darbe girişiminden yıllar önce orada konuşlandırıldı. Ona orada bir karargah kuruldu ve oradan örgütü yönetti. Ve ABD’nin kontrolünde bunları gerçekleştirdi. 7 iade talebimiz var, 30’a yakın suç var. Tüm bunlar delileriyle sabit. Akıncı Üssü’nde o gece sivil imamlar suçüstü yakalandı. Bunların FETÖ elebaşıyla irtibatı ortada ama iade dosyalarımız bir türlü ABD Adalet Bakanlığından yargı makamlarına ulaştırılmadı. Avrupa Birliği ülkeleri; başta Almanya olmak üzere FETÖ elebaşlarını, irtibat ve iltisaklılarını misafir etmeye devam ediyor. Dost ülkelerin temsilcileri, Adalet Bakanları Türkiye’ye geldiğinde hep bunları ifade ediyoruz. Terör bir insanlık suçudur, darbe bir terör eylemidir. O nedenle, ‘bu insanlık suçu, günü gelir sizin de başınıza geldiğinde bununla mücadele etmek uluslararası işbirliğini gerektirir’ diyoruz. Her defasında onlara bunu izah ediyoruz.”

DARBECİLERİ YARGILAYAN VE ONLARDAN HESAP SORAN BİR YARGIMIZ VAR

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, 15 Temmuz’da yargının “büyük bir kahramanlık” gösterdiğini ve milletin yanında durduğunu vurguladı.

Geçmiş darbelerden ders çıkarıldığını ve yargının 15 Temmuz’da darbecilerden yana tavır almadığını dile getiren Bakan Tunç, şu ifadeleri kullandı:

“1960 darbesinde, 71 muhtırasında, 1980 darbesinde, 28 Şubat postmodern darbesinde darbecilerin yanında duran bir yargı sistemi vardı, vesayetçi anlayışına, darbeci anlayışa, Yassıada zihniyetine mensup bir yargımız vardı maalesef. Bunu üzülerek söylüyorum. Ama bunlardan ders çıkardık. O gün darbecilerin yanında duran, darbe mağdurlarını yargılayan bir yargımız varken, 15 Temmuz’da gördük ki darbe mağdurlarının hakkını savunan, milletin hakkını, hukukunu savunan, darbecileri yakalayan, gözaltı yapan, soruşturan, yargılayan ve onlardan hesap soran bir yargımız var. İşte bu yargımızla biz onur, gurur duyuyoruz. Yargımız her zamankinden daha bağımsız ve tarafsız bir şekilde yoluna devam ediyor.”

Yargının bağımsız ve tarafsızlığı konusunda birtakım eleştirilerin bulunduğunu anımsatan Bakan Tunç, hatalı kararların düzeltilebileceğini ancak 24 bin hakim ve savcının bir yanlış karar üzerinden töhmet altında bırakılmaması gerektiğini bildirdi.

Bakan Tunç, “15 Temmuz’da gördük ki yargı mensuplarımız milletin yargısı olarak iş başında o nedenle tarafsız ve bağımsız yargımıza güvenmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Genç gazeteciler | ANKARA

DAHA FAZLA HABER
REKLAMLAR

HABER BURADA

Bürokrat11 saat önce

DEV YATIRIMLAR | ÇUKUROVA HAVALİMANI 10 AĞUSTOS’TA AÇILIYOR

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Çukurova Havalimanı’nın 10 Ağustos tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açılacağını duyurdu. Bakan...

Dünya1 gün önce

“Şehitlerimizin kanları üzerinde kurulan KKTC’nin güçlü, müreffeh, itibarlı bir devlet hâline gelmesi için desteğimiz bakidir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, KKTC’de düzenlenen 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı Töreni’nde yaptığı konuşmada, “Kıbrıs Türkü’nün haksız ve hukuksuz şekilde maruz...

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Genc-Gazeteciler-Kuzey-Kibris-Turk-Cumhuriyeti-2.jpg Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Genc-Gazeteciler-Kuzey-Kibris-Turk-Cumhuriyeti-2.jpg
Bürokrat1 gün önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan KKTC’de

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50. yıl dönümünde, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı törenleri için gittiği Kuzey...

Bürokrat4 gün önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Mah-ı Muharrem Oruç Açma Lokması” programına katıldı

Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde düzenlenen “Mah-ı Muharrem Oruç Açma Lokması” programında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Ehlibeyt sevgisi bize Peygamberimizin bir emridir,...

Bürokrat5 gün önce

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Milletin Zaferine Giden Yolda Yargı” paneline katıldı

Genç gazeteciler | ANKARA

Dünya5 gün önce

“15 Temmuz, Kurtuluş Savaşımızdan sonra milletimizin son bir asırda yazdığı en büyük destandır”

Genç Gazeteciler | TÜRKİYE

Bürokrat6 gün önce

“15 Temmuz’a iftiralar atanlar, Türkiye üzerine tezgâhlanmak istenen tiyatronun birer figüranıdır”

Genç gazeteciler | istanbul

Bürokrat6 gün önce

15 Temmuz, istiklal ve istikbalin zaferidir.

Genç Gazeteciler | Türkiye

Bürokrat1 hafta önce

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç , SETA tarafından düzenlenen 15 Temmuz Sempozyumuna katıldı.

Genç Gazeteciler | Ankara

Bürokrat1 hafta önce

Türk Hava Yolları, İtalya’nın Torino Şehrine Uçuşlara Başladı

Genç Gazeteciler | İtalya

REKLAMLAR
Nisan 2022
P S Ç P C C P
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  
REKLAMLAR

GENÇ BÜROKRAT

seers cmp badge