Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Ankara büyükelçileri ile yaptığı toplantıda, “Coğrafi, tarihî ve beşeri olarak Avrupa Kıtası’nın bir parçası olan Türkiye, elbette Avrupa Birliği tam üyelik hedefine bağlıdır. Maruz kaldığımız onca adetsizliğe rağmen, Avrupa Birliği bizim stratejik önceliğimiz olmayı sürdürüyor” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Ankara büyükelçileri ile Çankaya Köşkü’nde bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan toplantıda yaptığı konuşmada, 2022 yılının tüm dünyaya sağlık, barış, huzur getirmesini temenni etti.
Avrupa Parlamentosu Başkanı David Sassoli’nin vefatı dolayısıyla büyükelçilere başsağlığı dileklerini ileten Cumhurbaşkanı Erdoğan, büyükelçilerin, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile yaptıkları toplantının verimli geçtiğine inandığını söyledi.
“SALGINININ AĞIR SONUÇLARI, KÜRESEL FAY HATLARININ NE KADAR KIRILGAN OLDUĞUNU GÖSTERDİ”
Geçen sene Kovid-19 salgınının da etkisiyle güvenlik algısının değiştiği, güç mücadelesinin arttığı, kurallara dayalı ilişkiler düzeninin sorgulandığı bir döneme şahitlik edildiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, geleneksel tehditlerin yanı sıra salgın hastalıklar, tabii felaketler, iklim değişikliği, siber saldırılar ve terör gibi birçok asimetrik meydan okumaya maruz kalındığına dikkati çekti.
“Gerek bu sınamalar gerekse Kovid-19 salgınının ağır sonuçları, küresel fay hatlarının ne kadar kırılgan olduğunu hepimize bir kez daha gösterdi” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, insanlığın, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana inşa edegeldiği kurumların temelinin sağlam olmadığı gibi çok ciddi yapısal sorunlarla da yüzleştiğinin bu süreçte ortaya çıktığını ifade etti.
Son asrın en büyük sağlık krizi olarak nitelenen bu salgında, yardımlaşma, dayanışma, paylaşma gibi değerler geri plana itilirken birçok ülkenin içe kapanmayı, kendi dışında yaşanan insani dramlara karşı kayıtsız kalmayı tercih ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Salgının 8,5 milyarlık insanlık ailesini birbirine yaklaştırmak yerine, toplumlar arasındaki uçurumları derinleştirdiğini üzülerek görüyoruz. Keza aşıya adil erişim ve salgının ekonomik yükünü omuzlama hususunda yaşanan adaletsizlikler de günden güne artarak devam ediyor. Küresel sisteme, demokrasiye, sosyal barış ve istikrara risk oluşturan bu tehditlerden hiç kimse, hiçbir ülke azade değildir. Nitekim salgına bağlı ortaya çıkan bu olumsuz iklimden Avrupa Birliği de etkilenmiştir. Birliğin geleceğine dair Brexit süreci ile alevlenen tartışmalar, salgınla birlikte yeni bir boyuta taşındı. Avrupa Birliği içindeki siyasi, coğrafi ve ekonomik ayrışmalar daha belirgin hâle geldi. Bu durum Avrupa Birliği gündemindeki pek çok önemli konunun geri plana itilmesine yol açtı. Ortak göç politikası oluşturulması, yabancı karşıtlığı ve İslam düşmanlığı başta olmak üzere birçok kemikleşmiş sorun karşısında Avrupa Birliği maalesef kayda değer hiçbir adım atamadı. Konuya objektif bakabilen herkes, birliğin karşı karşıya olduğu bu tehditlerin aşılmasında anahtar ülkenin Türkiye olduğunu görmekte, ikrar ve itiraf etmektedir.”
“BU KRİTİK DÖNEMEÇTE TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ’NİN İLİŞKİLERİNİ HER ALANDA İLERİYE TAŞIMASI DAHA DA ÖNEM KAZANMIŞTIR”
Türkiye’nin, müzakere sürecini yürüten aday ülke olarak tedarik zincirleri, terörizm, göç, güvenlik, savunma, İslam ve yabancı düşmanlığı, sağlık ve enerji arz güvenliği gibi temel konularda sorun çözücü role sahip olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu kritik dönemeçte Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkilerinin her alanda ileriye taşınmasının daha da önem kazandığına işaret etti.
Bu anlayışla, birlikle münasebetleri daha sağlam bir zemine oturtmak istediklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, katılım perspektifi temelinde, olumlu gündemin hayata geçirilmesi amacıyla diyalog ve diplomasiden yana çaba gösterdiklerini söyledi.
Üst düzey ziyaret ve temasların yanı sıra iklim, güvenlik, göç ve sağlık alanlarında Yüksek Düzeyli Diyalog Toplantıları gerçekleştirdiklerini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Attığımız tüm bu adımlara, üzülerek ifade etmek isterim ki Avrupa Birliği tarafından beklediğimiz karşılığı göremedik. Gümrük Birliğinin güncellenmesi başta olmak üzere, bu olumlu gündemi hayata geçirmemek için bize karşı oyalama taktikleri uygulandı” diye konuştu.
Siyasi hesaplarla tam üyelikten kaynaklanan haklarını kötüye kullanan kimi ülkelerin, bu süreçte engelleyici şekilde davrandığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, burada asıl üzerinde düşünülmesi gerekenin, birliğin çıkarlarının birkaç üye ülkenin ihtiraslarına kurban edilmesi olduğunu dile getirdi.
Esas hesaplaşılması gerekenin, birliğin iradesinin birkaç devlet tarafından esir alınması olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin tam üyelik sürecindeki kararlı, dirayetli, sabırlı tutumu ile birlik içindeki tabiri caizse yazılım hatalarının da görülmesine katkı sağladığına inanıyorum” görüşünü paylaştı.
İletişim ve ulaşım imkânlarının bu kadar genişlediği, dünyanın küresel bir köye dönüştüğü bir dönemde, insan hareketliliğinin de arttığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa ve Türkiye’nin çevresinde yaşanan mevcut krizler çözülmedikçe göç baskısının azalmasını beklemenin gerçekçi olmadığının altını çizdi.
Mevcut krizlere sürekli yenilerinin eklendiği bir konjonktürde, göç sorununun derinleşerek devam edeceğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye olarak politikalarımızı bu hakikatler ışığında şekillendiriyor, öngörülerimizi yine bu çerçevede yapıyoruz” açıklamasında bulundu.
Türkiye’nin, bir taraftan düzensiz göçe kaynaklık eden ülkelere yardımlarını artırırken, diğer taraftan meseleyi asıl boyutlarıyla da değerlendirdiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sınır ötesi operasyonlarımızla Suriye’nin kuzeyinin tüm dünyaya terörist ihraç edilen bir terör merkezi hâline dönüşmesine engel olduk. DEAŞ ve PKK’nın Suriye koluna yönelik harekâtlarımızla bu bölgedeki istikrar ve güven ikliminin tesisine katkıda bulunduk. Türkiye’nin terörden arındırdığı bölgelerde bugün 4 milyonun üzerinde Suriyeli hayatını idame ettiriyor. Gerek PKK/PYD/YPG’nin gerekse rejim güçlerinin sivilleri ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarına rağmen bu insanlar kendi yurtlarında, kendi topraklarında kalarak hayata tutunmaya çalışıyor. Türkiye buradaki varlığıyla Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına katkı sağlarken, yeni göç dalgalarının da önüne geçmektedir. Elini vicdanına koyan herkes kabul edecektir ki şayet Türkiye’nin olağanüstü çabaları olmasaydı, bugün hem Suriye hem de Avrupa çok farklı bir manzarayla karşı karşıya kalacaktı. Bizim gayretlerimiz olmasaydı, göç krizi daha fazla derinleşecek, can kayıpları daha çok artacak, terör daha fazla azacak, istikrarsızlık çok daha geniş bir coğrafyaya yayılacaktı.”
Türkiye’nin fedakârca yürüttüğü çalışmaların, tablonun kötüleşmesine, yüreklerde yeni “Aylan bebek” yaralarının açılmasına mani olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 500 bine yakın Suriyeli misafirin evlerine güvenli ve gönüllü geri dönüşlerinin sağlanmasının, Türkiye’nin bir diğer başarısı olduğunu söyledi.
Bu gerçeklere rağmen, Türkiye’nin göç krizi ile mücadelesinde Avrupa Birliği’nden anlamlı bir destek alamadığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Avrupa Birliği, Suriyelilere yasal göç yollarını açan gönüllü insani kabul programını hâlâ hayata geçiremedi. Suriyelilerin, terörden arındırdığımız bölgelere geri dönüşüne yönelik çabalarımız desteklenmedi. Avrupa’nın katkı vermediği iskân ve altyapı projelerini, biz milletimizin ve sivil toplum kuruluşlarımızın desteği ile kendimiz hayata geçirdik. Belarus’ta yaşanan kriz ise Birliğin, göçle mücadelede sürdürülebilir bir politikadan yoksun olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.”
“TÜRKİYE-AVRUPA İLİŞKİLERİNİN SABOTE EDİLMESİNİN ÖNÜNE GEÇİLMELİDİR”
Göç konusunda AB’den beklentilerinin sadece adil yük ve sorumluluk paylaşımından ibaret olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, 18 Mart Mutabakatı’nın göç yönetimine ilişkin boyutu güncellenmediği sürece bu alanda derinlikli bir iş birliğinden söz etmenin mümkün olmayacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yine bu süreçte geri itme hadiselerine ve göçmenlere yönelik uluslararası hukuku ayaklar altına alan uygulamalara da son verilmesi şarttır. Özellikle basına da yansıyan Ege’deki müessif olaylarla ilgili Avrupa’dan daha vicdanlı, daha yürekli sesler yükseltmesini bekliyoruz” diye konuştu.
18 Mart Mutabakatı’nın göç alanında iş birliğinin yanında Türkiye-AB ilişkilerinde beş alanda daha somut ilerleme sağlamayı hedeflediğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Önümüzdeki dönemde özellikle vize serbestisi ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konularında ilerleme kaydetmemiz gerekiyor. Vize serbestisi diyaloğu kapsamında kalan kriterler bakımından üzerimize düşenleri yerine getirmeye yönelik adımları zaten atıyoruz. Bu çerçevede 72 kriterden kalan altısının karşılanması hususunda önemli bir mesafe katettik” dedi.
Vize serbestisinin, turizm ve ticaret yanında Türkiye’nin tam üyeliği önündeki ön yargıların kırılmasına da katkı sağlayacağına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin ise ortak menfaat olduğunu vurguladı. Sürecin siyasi saiklerle engellenmesinin tüm taraflara zarar verdiğini ve müzakerelerin başlatılmasının birçok konuda uzlaşmanın yolunu da açacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Avrupa Birliği’nin, 2022 yılında stratejik miyopluktan kurtularak Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesinde daha cesur davranmasını ümit ediyoruz. Mevcut kısır yaklaşımın, birliğin bölgesel ve küresel güç olma iddiasına zarar verdiği ve hiçbir sorunu çözmediği ortadadır. Birlik içi dayanışma bahanesinin özellikle ardına sığınılarak Türkiye-Avrupa ilişkilerinin sabote edilmesinin önüne geçilmelidir. Bunun için de bazı üyelerin Türkiye ile problemlerini birlik koridorlarında çözme çabasından vazgeçmesi gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.
Geçen yıl Yunanistan ile diyalog mekanizmalarının birçoğunu yeniden canlandırdıklarını ve gerilimin düşürülmesi için büyük gayret gösterdiklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirmek amacıyla pozitif gündem oluşturulması yönünde mutabık kalarak çalışmalara başladıklarını bildirdi.
İki komşu ülke olarak doğrudan ve yapıcı diyalogla aralarındaki meseleleri halledebileceklerine samimiyetle inandığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Türkiye’nin Kıbrıs meselesine ilişkin duruşu da nettir. Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik 50 yılı aşkın süredir devam eden müzakere süreçlerinin neden başarıya ulaşmadığı hepinizin malumudur. Rumlar, kendilerini adanın tek sahibi olarak gören, Kıbrıs Türklerini yok sayan zihniyetten bir türlü kurtulamadı. Maalesef Avrupa Birliği, körü körüne Rum tarafının sözcülüğünü yaparken aynı coğrafyanın ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs Türklerinin hakkını, hukukunu görmezden geldi. Sergilenen çifte standartlar artık hepimizi dünün güneşiyle bugünün çamaşırlarını kurutmaya çalışmanın zaman kaybı olduğu noktasına getirdi. Kıbrıs meselesinin, adadaki gerçekler temelinde tüm tarafların yararına olacak şekilde çözüme kavuşturulması için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile birlikte çaba harcamaya devam ediyoruz. Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesi çözümün önünü açacaktır. Böyle bir çözüm, Doğu Akdeniz’deki iş birliği ortamının gelişmesine de katkı sağlayacaktır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Birliği açısından artık samimi bir muhasebe yapma vaktinin geldiğini söyleyerek, “Şayet Avrupa Birliği çözüme gerçekten katkı yapmak istiyorsa 2004’te verdiği taahhütleri yerine getirerek Kıbrıs Türklerinin varlığını ve iradesini tanımalı, Cenevre’de sunulan çözüm önerisini değerlendirmelidir. Diğer türlüsü yeni bir oyalama, özellikle de taktik olarak görülecek, vakit ve enerji israfından başka bir anlam ifade etmeyecektir” dedi.
Türkiye’nin yarım asırdan fazla bir süredir Avrupa Birliği’ne üyelik için çaba harcadığını ve kendisinin 20 yıla varan Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde üyelik sürecinin tüm ve veçhelerine ayrıntılarıyla vakıf olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu 20 yıllık zaman diliminde Avrupa’da sayısız liderle, cumhurbaşkanıyla, başbakanla, bakanla, birlik temsilcisiyle görüştüm, konuştum. Tam üyelik yolunda attığımız adımların nasıl engellendiğini, ülkemizin nasıl bir çifte standarda maruz bırakıldığını bizzat gördüm, yaşadım. Bu tecrübeler ışığında şu gerçekleri samimiyetle ifade etmek isterim; coğrafi, tarihî ve beşeri olarak Avrupa kıtasının bir parçası olan Türkiye elbette Avrupa Birliği tam üyelik hedefine bağlıdır. Maruz kaldığımız onca adaletsizliğe rağmen Avrupa Birliği bizim stratejik önceliğimiz olmayı sürdürüyor” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yönde gayret göstermeye devam ettiklerini, 2021-2023 yıllarını kapsayan Avrupa Birliği’ne Katılım İçin Ulusal Eylem Planı rehberliğinde çalışmalara hız verdiklerini hatırlatarak, “Kabul ettiğimiz Yargı Reformu Stratejisi, İnsan Hakları Eylem Planı, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele 4’üncü Ulusal Eylem Planı ve çıkarılan beş yargı paketi sürece ilişkin özellikle kararlılığımızın en somut göstergeleridir. Paris İklim Anlaşması’nı onayladık ve 2053 yılına yönelik net sıfır emisyon hedefimizi ilan ettik. Avrupa Yeşil Mutabakatı Eylem Planı’mızı yürürlüğe aldık. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin en görünür boyutlarından biri olan mali iş birliğine ve birlik programlarına katılıma da büyük önem veriyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Son 20 yılda Türkiye’ye tahsis edilen toplam 9,2 milyar avroluk Avrupa Birliği fonu sayesinde 900’e yakın büyük ölçekli proje gerçekleştirildiğini ve bunların hepsinin de karşılıklı yarara olan projeler olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Önümüzdeki yıllarda birliğin Türkiye’ye katılım öncesi mali yardım aracı kapsamındaki fon miktarını artırmasının da ortak menfaatimize hizmet edeceği aşikârdır. Tüm bunlarla beraber yapılması gereken asıl husus, Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin üyelik sürecine dair samimi, adil ve ahde vefalı davranmasıdır. Bunu başardığımızda üyelik sürecimize asıl ket vuran sorunların ortadan kalkacağına, ülkemizin çabalarının meyvelerini vereceğine inanıyorum” diye konuştu.
“AVRUPA BİRLİĞİ İLE İŞ BİRLİĞİMİZİ VE DİYALOĞUMUZU GÜÇLENDİRMEYE HAZIRIZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yakın coğrafyada vuku bulan hadiselerin, dış politika ve güvenlik alanında iş birliğini güçlendirmenin ne kadar önemli, hatta hayati olduğuna işaret ettiğini dile getirdi. Bu kapsamda Bosna Hersek’teki siyasi krizin çözümü noktasında yoğun gayret gösterdiklerini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bölgenin 1990’ların olumsuz havasına dönme sinyalleri vermesinde AB’ye üyelik perspektifinin sekteye uğramasının da etkisi büyüktür. Azerbaycan’ın topraklarını işgalden azat etmesiyle Kafkasya’da yeni bir döneme girdik. Bu gelişmenin ardından Ermenistan ile normalleşme sürecini başlattık. Atılan adımların beklenen sonuçları vermesi için Ermenistan’ın bölgedeki barış fırsatını iyi değerlendirip Azerbaycan ile olumlu bir ilişki kurması önem taşıyor. Bölgemiz açısından bir diğer önemli konu da Suriye’dir. AB, Suriye meselesine sadece göç perspektifinden yaklaşmak yerine, siyasi sürecin ivme kazanması için somut gayret göstermelidir. Libya’da ise sükûnetin muhafazası öncelikli hedefimiz olmalıdır. Seçimler de kalıcı istikrar ve barışa katkı sağlayacak şekilde yapılmalıdır. Bu yolda Türkiye olarak gereken desteği vermeye devam ediyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3. Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi’ni 16-18 Aralık 2021’de salgın şartlarına rağmen İstanbul’da başarılı bir şekilde tamamladıklarını anımsattı.
Gelecek ay AB-Afrika Zirvesi’nin yapılacağını bildiğini ve bu coğrafyada iş birliği potansiyellerinin yüksek olduğuna inandığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: “Türkiye 2022 yılında da girişimci ve insani dış politikasıyla daha adil bir dünya hedefi yönünde gayretlerini sürdürecektir. Bu anlayışla müzakere eden aday ülke olarak AB ile iş birliğimizi ve diyaloğumuzu güçlendirmeye hazırız. Ön yargılar veya korkular yerine uzun vadeli stratejik bir bakış açısıyla hareket edilmesi ortak menfaatimizedir. Sizlerden gerek Brüksel’e gerek başkentlerinize yapacağınız yönlendirmelerle Türkiye-AB münasebetlerinde yeni bir sayfanın açılmasına destek olmanızı özellikle bekliyorum. Bu vesileyle bir önceki dönem başkanı Slovenya’ya ilişkilerimizin geliştirilmesi yönünde harcadığı çabalar için teşekkür ediyorum. Yeni dönem başkanı Fransa’ya ve müteakip dönem başkanı Çekya’ya şimdiden başarılar diliyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 5. Antalya Diplomasi Forumu’nun açılışında yaptığı konuşmada, “Beş sene önce diplomasinin nabzını tutacak küresel bir platform hedefiyle çıktığımız yolda bugün görüyoruz ki Antalya Diplomasi Forumu; küresel aklın, global vicdanın ve özellikle de geleceğe dair umudun ortak kürsüsü hâline gelmiştir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek” ana temasıyla NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu’nun açılışında bir konuşma yaptı. Açılış programına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan da katıldı.
Konuşmasında, Antalya’nın tarihin, kültürün ve diplomasinin şehri olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, davetlileri Akdeniz’in eşsiz güzelliklerle dolu şehrinde ağırlamanın bahtiyarlığını yaşadığını ifade etti.
Çarşamba günü Kahramanmaraş’ta yaşanan müessif olaydan sonra telefonla arayıp veya mesaj gönderip üzüntülerini paylaşan herkese şükranlarını sunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, hiç kimsenin, hiçbir ailenin ve toplumun benzer acıları yaşamaması dileğinde bulundu.
Bu yıl beşincisini düzenledikleri Antalya Diplomasi Forumu’nun bölge başta olmak üzere tüm dünya için hayırlara vesile olmasını temenni eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Program kapsamında yapılacak tartışma, değerlendirme ve fikir teatilerinin; forum süresince gerçekleştirilecek yan etkinlikler ve ikili görüşmelerin verimli geçmesini diliyorum. Gerek katılım ve temsil gerek kapsam ve içerik noktasında küresel bir markaya dönüşen Antalya Diplomasi Forumu’nu bu sene de başarıyla organize eden Dışişleri Bakanlığımıza, Sayın Bakan ve ekibine; görevi sırasında foruma öncülük eden Antalya Milletvekilimiz Mevlüt Çavuşoğlu’na tebriklerimi iletiyorum.”
“BU ORGANİZASYONU, BİR AKIL PLATFORMU OLARAK GÖRÜYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye olarak Antalya Diplomasi Forumu’nu, diplomatik temas kavramının sınırları içine hapsetmediklerini dile getirerek, şöyle konuştu: “Bu organizasyonu dünyanın nereye doğru gittiği, insanlığın hangi değerler etrafında buluşabileceği, yeni etkileşim alanlarının neler olabileceği üzerine derinlikli istişarelerin yapıldığı bir akıl platformu olarak görüyoruz. Hepimiz şu gerçeğin çok net farkındayız; günümüzde diplomasi yalnızca sorunların, ihtilafların ve çıkarların müzakere edildiği bir alan olmaktan çıkıyor. Diplomasi aynı zamanda insanlığın ortak geleceğinin hangi ilkeler bağlamında şekilleneceğinin tartışıldığı bir zemini de temsil ediyor. Beş sene önce diplomasinin nabzını tutacak küresel bir platform hedefiyle çıktığımız yolda bugün görüyoruz ki Antalya Diplomasi Forumu küresel aklın, global vicdanın ve özellikle de geleceğe dair umudun ortak kürsüsü hâline gelmiştir. ‘Yarını kurgulamak, belirsizlikleri yönetmek’ teması altında üç gün boyunca yapılacak tartışmaların forumun bu özgün ve özel yönünü daha da belirgin kılacağı kanaatindeyim. Forumun sizlerin de ufuk açıcı fikirleriyle Türkiye’nin barışın anahtarı misyonuna katkı vereceğine inanıyor, şimdiden her birinize teşekkür ediyorum.”
“KÜRESEL SİSTEMDE YAŞANAN KRİZ EVVELEMİRDE AHLAKİ VE VAROLUŞSAL BİR KRİZDİR”
İnsanlığın, içinden geçilen dönemi anlamak için süreci doğru tahlil etmesinin ve dinamikleri doğru okumasının şart olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bugün uluslararası sistemde yaşanan sarsıntıları yalnızca güç dengelerindeki değişimle açıklamak bizi meselenin özünden uzaklaştıracaktır. Evet, güç dağılımı değişiyor. Evet, yeni aktörler yükseliyor. Evet, rekabet kızışıyor, derinleşiyor, daha yıkıcı hâle geliyor. Ancak bütün bunlar bizim çok daha sert bir kırılmayla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Bugün dünya güç bunalımıyla birlikte bir istikamet buhranı da yaşamaktadır. Gelinen nokta itibarıyla ciddi ve tehlikeli bir eşikte olduğumuz görülüyor. Kural temelli olduğu iddia edilen sistem, kuralların ihlal edildiği yerde susarken, insan haklarını ve küresel güvenliği korumakla görevli mekanizmalar en ağır saldırılar karşısında etkisiz, hatta çoğu zaman kayıtsız kalıyor. Buradaki esas sorun seçici davranan adalet, araçsallaştırılmış ilkeler ve güç ilişkilerine mahkûm edilmiş müşterek değerlerimizdir. Dolayısıyla küresel sistemde yaşanan kriz evvelemirde ahlaki ve varoluşsal bir krizdir. Krizin ulaştığı boyutu görmek için 7 Ekim sonrası Gazze’ye bakmak yeterlidir.”
“GAZZE’DE YAŞANANLARI YALNIZCA BİR İNSANİ TRAJEDİ OLARAK OKUMAK EKSİKLİKTİR”
Son 2,5 yılda 73 bin Filistinlinin İsrail saldırılarında can verdiğine ve 172 binden fazla kişinin yaralandığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Henüz körpe bir fidanken hayattan kopartılan çocukların sayısı 21 bini aştı. Öksüz ve yetimlerin sayısı ise 58 bini geride bıraktı. Ateşkese rağmen 754 Filistinli şehit oldu, 2 bin 100 kişi yaralandı. Bir defa şunu burada kabul etmemiz gerekiyor; Gazze’de yaşananları yalnızca bir insani trajedi olarak okumak eksikliktir. Gazze’deki soykırım mevcut düzenin neye izin verdiğini, neyi görmezden geldiğini ve kimi koruduğunu bize çok net bir biçimde göstermiştir. Hepimiz elimizi vicdanımıza koyup şu soruların cevabını cesaretle aramak zorundayız: Eğer bir sistem kuvözdeki masum bebekleri kurşunlardan koruyamıyorsa, sivillerin toplu şekilde hedef alınmasının önüne geçemiyorsa, kurumlar ve kurallar zalimlerin zulmüne engel olamıyorsa bu yapısal bir çürüme, ontolojik bir tefessüh değil midir? Bu tablo ahlak ve meşruiyet krizinin en bariz hâli değil midir? Sorarım: Dün Suriye ve Gazze’de, bugün Batı Şeria ve Lübnan’da en temel insanlık sınavını veremeyen bir sisteme güvenmemiz bizden nasıl beklenir? Dahası kardeşlerimizin, dostlarımızın ve evlatlarımızın geleceğini etkileyen bu sistem, özellikle kriz karşısında eli kolu bağlı kalmamız nasıl düşünülebilir?”
“BARIŞA GİDEN EN KESTİRME YOL, YAPICI DİYALOG VE DİPLOMASİDİR”
“Dünya beşten büyüktür’ şiarıyla 13 yıldır insanlığın gündemine taşıdığımız temsil açığı kapatılmadan çok net söylüyorum, ne sistem krizi çözülebilir ne de daha adil bir dünyanın inşası mümkün ve muhtemeldir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Sadece güçlünün hukukunu gözeten bir küresel sistemin insanlığı götüreceği çok daha derin, çok daha büyük çatışmalar, adaletsizlikler çıkmazıdır. 40 gün boyunca bölgemizi barut kokusuna boğan savaş, bunun en son örneği olmuştur. İsrail hükûmetinin tahrikleriyle başlayan bu anlamsız ve son derece maliyetli savaşta Pakistan Başbakanı, değerli kardeşim Şerif’in girişimleriyle ilan edilen 15 günlük ateşkesten memnuniyet duyuyoruz. Ateşkesin araladığı fırsat penceresinin, kalıcı barışın tesisi için en etkin şekilde değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Ne kadar derin olursa olsun, anlaşmazlıkların çözümünde sözün yerini tekrar silahların, müzakerenin yerini kanlı mücadelenin almasına izin verilmemelidir. Unutulmasın ki barışa giden en kestirme yol, yapıcı diyalog ve diplomasidir. Ve barış, Cumhur İttifakı ortağımız Sayın Devlet Bahçeli’nin o veciz ifadesiyle ‘Tek kanatlı bir kuş değildir.’ Tarafların uzlaşmacı, sabırlı ve sağduyulu bir anlayışla hareket etmeleri, sonuç alınmasında büyük önem arz ediyor. Yine bu kritik aşamada İsrail’in müzakere sürecini dinamitlemesine karşı hazır ve müteyakkız olunmalıdır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, tansiyonun tırmandığı Hürmüz geçişiyle ilgili tavırlarının çok net olduğunu belirterek, “Hürmüz’ün bir yakası İran ise diğer yakası Umman’dır. Körfez ülkelerinin açık denizlere erişim hakkı kısıtlanmamalıdır. Esas olan, yerleşik kurallar temelinde seyrüsefer serbestisinin temini ve Hürmüz’ün ticari gemilere açık tutulmasıdır. Savaşın, komşu coğrafyalardaki enerji kaynaklarının uluslararası piyasalara ulaştırılmasında alternatif rota arayışlarını hızlandırdığı görülüyor. Türkiye olarak enerji ve bağlantısallık alanlarında Kalkınma Yolu gibi vizyon projeleriyle komşularımızla iş birliğine açık olduğumuzun bilinmesini istiyorum” diye konuştu.
Yakın çevredeki bir diğer çatışma alanı olan Ukrayna’daki savaşın getirdiği yıkım ve can kayıplarından üzüntü duyduklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Tarafların adil ve eşit şekilde temsil edildikleri bir müzakere süreciyle savaşın sona ereceğine yönelik inancımızı hâlen koruyoruz. Şunu tüm samimiyetimle burada dile getirmek isterim, Türkiye, tarafların da istekli olması hâlinde Liderler Zirvesi dahil doğrudan müzakerelerin devamı için her türlü kolaylaştırıcı adımı desteklemeye hazırdır. Komşumuz Suriye’de huzurun, istikrarın ve normalleşmenin güçlendirilmesi bölgemizin geleceği için hayati önemdedir. Suriye Devlet Başkanı Sayın Şara’nın basiretli liderliğinde bu ülkenin son 1,5 yıllık süreçte katettiği mesafeden memnuniyet duyuyor, inşallah bundan sonra da Suriye halkının yanında olacağımızı ifade etmek istiyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, köklü tarihî bağlarla şekillendirdikleri Balkan vizyonunda barış, istikrar ve refahın perçinlenmesinin öncelikleri olmayı sürdürdüğünü belirterek bu düşünceyle hayata geçirdikleri Balkan Barış Platformu’ndan son derece umutlu olduklarını söyledi.
“HAZAR GEÇİŞLİ DOĞU-BATI ORTA KORİDOR GİRİŞİMİNE GÜÇLÜ DESTEĞİMİZ SÜRÜYOR”
Avrasya’da barışın ve huzurun teminatı olarak gördükleri Türk Devletleri Teşkilatını her geçen gün güçlendirdiklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yılın son çeyreğinde Türkiye’de düzenleyecekleri 13. Türk Dünyası Zirvesi’nde dönem başkanlığını Azerbaycan’dan devralacaklarını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, dönem başkanlığı yaptıkları dönemde teşkilatın uluslararası etkinlik ve görünürlüğünü daha da artıracaklarını vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı: “Azerbaycan’la eş güdüm içerisinde komşumuz Ermenistan’la normalleşme sürecimizi adım adım ilerletiyoruz. Bu minvalde Asya ile Avrupa arasındaki ticarette en güvenilir güzergâh olan Hazar geçişli doğu-batı orta koridor girişimine de güçlü desteğimiz sürüyor. Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’i ise bir istikrar ve refah havzası olarak görmek istiyoruz. Bunun için Türkiye’yi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni dışlamaya çalışan tek taraflı ve maksimalist tutumları reddettiğimiz gibi savaş ortamından medet uman beyhude çabaları da doğru bulmuyoruz. Kıbrıs Türkü’nün dirayetli tutumu, bugün Kıbrıs Adası’nda iki ayrı halk ve iki ayrı devlet bulunduğu gerçeğini artık tüm dünyaya kanıtlamıştır. İnancımız odur ki komşumuz Yunanistan’la tesis ettiğimiz olumlu atmosfer, ikili meselelerimizin çözümü yanında Batı Trakya Türk Azınlığına yönelik hak ihlallerinin son bulmasına da katkı sunmalıdır.”
“AFRİKA ÜLKELERİNİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ, EGEMENLİĞİNİ VE KALKINMA HAMLELERİNİ SAMİMİYETLE DESTEKLİYORUZ”
Bir başka “kardeş coğrafya” Libya’da, sükûnet ve güvenliğin sağlanmasına yönelik aktif çabalarının devam ettiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Afrika ülkelerinin toprak bütünlüğünü, egemenliğini ve kalkınma hamlelerini samimiyetle destekliyoruz. Sudan’da Nisan 2023’ten bu yana devam eden çatışmaların sonlandırılması için her türlü diplomatik gayretin yanındayız. Son yıllarda istikrar ve güvenliğini sağlama noktasında önemli adımlar atan Somali’nin toprak bütünlüğüne ve ekonomik refahına desteğimiz ise bakidir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye olarak, bir yandan farklı bölge ve kıtalarda barışçıl dış politikalar yürütürken diğer yandan da mevcut ittifak bağlarımızı tahkim ediyoruz” dedi.
Türkiye’nin Avrupa-Atlantik Bölgesi’nin kolektif güvenliğinin teminatı olan NATO’nun önde gelen ülkelerinden biri olarak bu yıl, 7-8 Temmuz tarihlerinde Liderler Zirvesi’ne Ankara’da ev sahipliği yapacağını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Zirve’de ittifakı güçlü şekilde geleceğe taşıyacak önemli kararlar almayı ümit etiklerini ve bunun altyapısını şimdiden oluşturduklarını bildirdi.
Tarihin, coğrafyanın ve jeopolitiğin her fırsatta hatırlattığı üzere Türkiye’nin, Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün karşı karşıya olduğumuz müşterek sınamalar, Avrupa’yla ortaklığımızın stratejik değerini bir kere daha ortaya koymuştur. Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefimizi korurken, Birliğin istikamet sorununu aşarak kurucu önderlerinin vizyonuna sadakatle sahip çıkmasını bekliyoruz. Önümüzdeki kasım ayında ise Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin 31’inci Taraflar Konferansı’na yine burada, Antalya’da ev sahipliği yapacağız. COP 31 başkanlığımız süresince, Sıfır Atık Hareketi’nin yaygınlaştırılması gibi çevre gündemiyle gençlerin gündemini buluşturan politikaları öne çıkaracağız” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Tarih boyunca barış, istikrar ve adalet yalnızca güçte değil aynı zamanda dayanışma ile sağlanmıştır. Büyük mütefekkir İbni Haldun’un işaret ettiği gibi bir toplumu ayakta tutan, sahip olduğu güçten önce o gücü anlamlı kılan asabiyedir, birlik duygusudur, ortak kader bilincidir, dayanışmadır. Vicdan sahipleri olarak savaş ve soykırım cephesi karşısında barış ve insanlık cephesinin ne kadar güçlendirirsek, yarınlarımıza o derece güvenli bakabiliriz. Onun için bugün mesele sadece yeni kurumlar, sistem veya düzen inşa etmek değildir. Asıl mesele yeni bir dayanışma zemini kurabilmektir. Antalya Diplomasi Forumu’nu teşriflerinizi, bu dayanışma zemininin tesisine verilmiş kıymetli bir destek olarak görüyorum.”
Açılış programına, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Moldova Cumhurbaşkanı Maya Sandu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman Sırbistan Başbakanı Duro Macut, Pakistan Başbakanı Şerif, Gürcistan Başbakanı İrakli Kobakhidze, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani’nin de aralarında olduğu davetliler katıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 152. Parlamentolar Arası Birlik Genel Kurulu onuruna verilen akşam yemeğinde yaptığı konuşmada, “80 yıl önce galipler eliyle tesis edilen uluslararası sistem bugün büyük bir meşruiyet kriziyle yüz yüzedir. Sistemin temelini teşkil eden değerler, ilkeler, kurallar ve teamüller küresel ölçekteki anlam ve itibarını kaybetmenin eşiğindedir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe Sarayı’nda 152. Parlamentolar Arası Birlik (PAB) Genel Kurulu onuruna verilen akşam yemeğine katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, programda bir konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında, Genel Kurul vesilesiyle katılımcıları Türkiye’de ağırlamaktan büyük bahtiyarlık duyduğunu belirtti.
Asya’dan Afrika’ya, Latin Amerika’dan Avrupa’ya yaklaşık 155 ülkeden genel kurula katılan ve programa teşrif eden tüm misafirlere şükranlarını sunduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İradelerini temsil ettiğiniz dost ve kardeş halklarımızın tamamına 86 milyon vatandaşım adına selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye ve İstanbul olarak Parlamentolar Arası Birliğin Genel Kurulu’na dördüncü kez ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyduklarını ifade ederek, “Gelecek Nesiller İçin Umudu Yeşertmek, Barışı Sağlamak ve Adaleti Temin Etmek” temasıyla düzenlenen 152. Genel Kurul’un tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genel Kurul kapsamında alınacak kararların, yapılacak tartışmaların, buradaki tespit, tenkit ve tekliflerin, aynı şekilde icra edilecek komite toplantıları, forum oturumları ve yan etkinliklerin aralarındaki dostluk ve dayanışmayı daha da güçlendirmesini, Gazze’deki mezalim başta olmak üzere mevcut sorunların çözümüne katkı vermesini temenni etti.
2026’nın ilk Genel Kurulu’na başarıyla ev sahipliği yapan Türkiye Büyük Millet Meclisini, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile milletvekillerini ayrıca tebrik ettiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Son olarak Genel Sekreterlik görevini 12 yıldır başarıyla yürüten Sayın Martin Chungong’a, birliğe yaptığı katkılar için teşekkür ediyor, bu önemli vazifeyi devralacak arkadaşımıza muvaffakiyetler diliyorum” şeklinde konuştu.
“BÖLGE ÜLKELERİNİN ANA AKTÖR OLMADIĞI HİÇBİR DENKLEMİN BARIŞ ARAYIŞINA CEVAP VEREMEYECEĞİ AÇIKTIR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Parlamentolar Arası Birliğin tam 137 yıldır çok önemli bir işlevi yerine getirdiğini belirterek, “Herkes için demokrasi anlayışıyla, parlamenter demokrasiye açılan Birliğin siz kıymetli mensuplarına bu akşam bir kez daha teşekkür ediyorum” dedi.
Diyalog ve iş birliği imkânlarının artırılması, barış ve adalet odaklı girişimlerin yoğunlaştırılması temelinde Birliğin üstlendiği misyonu çok kıymetli bulduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “152. Genel Kurul’un parlamenter diplomasi zemininde daha adil ve güvenli bir dünyanın, yeni ümitlerle yeşeren huzur ve barış dolu bir geleceğin inşasına önemli katkılar sunacağına yürekten inanıyorum” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Akıl ve vicdan sahipleri olarak şu gerçeği hepimiz çok iyi biliyoruz. 80 yıl önce galipler eliyle tesis edilen uluslararası sistem, bugün büyük bir meşruiyet kriziyle yüz yüzedir. Sistemin temelini teşkil eden değerler, ilkeler, kurallar ve teamüller küresel ölçekteki anlam ve itibarını kaybetmenin eşiğindedir. Uluslararası hukukun bağlayıcı hükümleri, işledikleri savaş ve insanlık suçlarına her gün yenilerini ekleyen aktörler üzerindeki tesirini maalesef yitirmiştir. Sağduyunun askıya alındığı, diyalog mekanizmasının devre dışı bırakıldığı, diplomasi ve müzakerenin yerini silah, füze ve bombaların aldığı böyle bir ortamda kimse güvende değildir. Bakın burada şunu çok açık ve net ifade etmek isterim. Türkiye olarak insani değerler üzerine bina ettiğimiz dış politikamızın önceliği hangi coğrafyada olursa olsun ihtilafların barışçıl yollarla çözüme ulaştırılmasıdır. Bölge ülkelerinin ana aktör olmadığı hiçbir denklemin barış ve güven arayışına cevap veremeyeceği açıktır.”
“BÖLGEDE ÜSTLENDİĞİMİZ BARIŞ GİRİŞİMLERİNİN ÖZÜ, İLKELİ VE GERÇEKÇİ YAKLAŞIMDIR”
“Bizim Gazze’de, Ukrayna’da, İran’da, Afrika’da ve daha birçok bölgede üstlendiğimiz barış girişimlerinin özü, ilkeli ve gerçekçi yaklaşımdır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletlerin iradesinin tezahür ettiği kurumlar olan parlamentolara da bu anlamda son derece kritik sorumluluklar düştüğünü ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uluslararası kamuoyu Orta Doğu’daki trajedileri durdurma iradesi gösterse de hükûmetlerin bu noktada çok daha geriden geldiklerine tanık oluyoruz. İşte son iki ayda yaşananları hep birlikte takip ettik. Dünyanın odağı İran’daki savaşa kaymışken, Filistin ve Lübnan’da binlerce kişi İsrail hükûmetinin saldırılarında hayatını kaybetti. Aynı saldırılarda bir milyondan fazla Lübnanlı yerlerinden edildi. Öldürülenlerin ve göçe zorlananların sayısı günden güne artıyor. Hem kendi halkı hem Filistin hem de bölgemiz için barışın ve huzurun önündeki en büyük engel olan İsrail hükûmeti, uluslararası toplumun tüm çabalarına rağmen durmuyor, durdurulamıyor. Bunun üzerinde uzun uzun düşünmemiz gerektiği kanaatindeyim. Aynı hukuk ve kural tanımazlık Filistin’de de katmerlenerek devam ediyor.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail güçlerinin ateşkesin imzalandığı 10 Ekim 2025’ten bugüne 755 Filistinliyi şehit ettiğini, 2 bin 100 kişiyi yaraladığını söyledi.
7 Ekim 2023’ten bu yana 73 bin Filistinlinin hayattan koparıldığını, Gazze’de yaralananların sayısının 172 bini geçtiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ateşkes çerçevesindeki taahhütlerine uymayan İsrail yönetimi, Gazze’ye insani yardım girişlerine de engel oluyor. Kudüs, Mescid-i Aksa ve Batı Şeria’ya yönelik mütecaviz politikalar ile yasa dışı yerleşimci terörü aynı şekilde tüm şiddetiyle sürüyor” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Batı Şeria’yı yeni Gazze yapma planını açık açık dillendiren İsrail’in, Filistinli mahkûmlara getirdiği idam cezasıyla, apartheid utancını Güney Afrika’da yıkılışından 32 yıl sonra tekrar hortlatma peşinde olduğunu vurgulayarak, “İsrail Parlamentosu’nda kabul edilen ve yalnızca Filistinlilere uygulanacak bu karara karşı dünya parlamentolarının en sert şekilde tepki vermesinin gerekli olduğunu düşünüyoruz. Filistin’de adil ve kalıcı barışın tek formülü olan iki devletli çözümün bir an önce hayata geçirilmesi için tüm parlamenterleri güç birliği yapmaya, barışın sesini yükseltmeye davet ediyorum” ifadelerini kullandı.
“SUDAN’DAKİ İSTİKRARSIZLIĞIN SONLANDIRILMASI İÇİN HER TÜRLÜ DİPLOMATİK ÇABAYI DESTEKLİYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgedeki çatışma ortamının 13,5 yıllık zulmün ardından özgürlüğüne kavuşan Suriye halkının hak ettiği huzur ve istikrarın önündeki en büyük engel olduğunu ifade ederek, “Suriye’nin yeniden ayağa kaldırılmasında uluslararası aktörlerin yapıcı ve devamlı desteğine ihtiyaç vardır. Biz, millî birlik ve toprak bütünlüğü temelinde, Suriyeli kardeşlerimize elimizden gelen her türlü desteği bugüne kadar verdik, veriyoruz ve vereceğiz” diye konuştu.
Aynı şekilde bir başka kardeş coğrafyada, Libya’da sükûnet ve güvenliğin sağlanmasına yönelik aktif çabaları sürdürdüklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İçinden geçtiğimiz bu kritik dönemde Ukrayna Savaşı’nı sonlandırmaya dönük diplomatik çabaların kesintiye uğramaması büyük önem arz ediyor. Hem Rusya’nın hem de Ukrayna’nın güven duyduğu yegâne ülke olarak savaşın sona erdirilmesi için samimi çabalarımızı sürdürüyoruz. Öte yandan, Güney Kafkasya’da barış ve refahın hüküm sürdüğü huzurlu bir geleceğin inşası yönünde atılan adımları takdirle karşılıyor, bunun tüm dünyaya örnek olmasını diliyoruz” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1963’ten bu yana gündemlerinde olan Kıbrıs meselesinde ise adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüme varılmasının zamanının çoktan geldiğini kaydederek, “Buradan bir kez daha Kıbrıs Türklerinin maruz bırakıldığı hukuksuz izolasyonun artık sona ermesi gerektiği çağrısında bulunuyor, sizlerden de bu konuda destek beklediğimizi dile getirmek istiyorum” dedi.
“Eşit ortaklık anlayışıyla şekillenen Afrika politikamız, dost ve kardeş Afrika ülkelerinin teveccühüyle her geçen gün daha da güçleniyor” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Ancak Sudan’daki çatışmalar Afrikalı kardeşlerimiz gibi bizleri de derinden yaralıyor. Sudan’daki istikrarsızlığın sonlandırılması için her türlü diplomatik çabayı destekliyoruz. Bilhassa Etiyopya ile yaşanan problemlerin çözümü için atılan adımların Afrika Boynuzu’ndaki gerginliğin azaltılmasına yaptığı katkıdan memnuniyet duyuyoruz. Son yıllarda istikrar ve güvenlik yolunda önemli bir mesafe alan Somali’nin toprak bütünlüğüne ve kalkınmasına verdiğimiz destek de sürüyor. Sahel bölgesi de dâhil, Afrika’nın tamamında refah, istikrar ve güvenliğin sağlanması hepimizin ortak hedefidir. Afrikalı dostlarımızla iş birliği içinde, kıtanın daha parlak bir geleceğe kavuşması için ihtiyaç duyulan her türlü desteği vermeye devam edeceğiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 152. Parlamentolar Arası Birlik Genel Kurulu’nun hayırlara vesile olmasını diledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ideathon Yarışması’na ilişkin programda yaptığı konuşmada, “Bireyden aileye, aileden millete uzanan zincirin halkalarında yaşanacak en ufak bir kırılma, Allah muhafaza, tamir ve telafisi uzun yıllar sürecek sorunları beraberinde getirecektir. Bunun için aileye yönelen her saldırının aynı zamanda milletin ve devletin omurgasını nişan aldığını unutmamalıyız. Aile kurumunun ve ailevi değerlerin muhafazasını bu bakımdan bir millî güvenlik ve beka meselesi olarak görüyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanlığınca düzenlenen Ideathon Yarışması’na ilişkin programa katıldı.
“Fikir Maratonu Programı” kapsamındaki buluşmada konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “bağımlılığa karşı aileyi güçlendiren politikalar” temasıyla düzenlenen Fikir Maratonu’na 81 ilden 264 takım ve bin 302 yarışmacının katıldığını belirtti.
Yarışmaya katılanların, yeni fikir ve önerilerini inşa ettiklerini, diğer yandan da pek çok alanda son derece nitelikli eğitimler aldığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, aylar süren yoğun bir hazırlık ve değerlendirme sürecinin ardından 15 takımın finale kalma başarısı gösterdiğini söyledi.
Yarışmaya katılanların yüzde 22’sinin 18-30 yaş aralığında, yüzde 16’sının ise 50 yaş ve üzerinde olmasının dikkati çekici olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu tablo, kadın kollarımızda farklı yaş gruplarına mensup dava arkadaşlarımızın aynı masa etrafında verimli bir fikir jimnastiğine imza atabildiklerini gösteriyor” diye konuştu.
AK Parti’yi yaklaşık çeyrek asırdır milletin kalbinde, Türkiye’nin kaptan köşkünde tutanın akıl, ahlak, ufuk ve tecrübeyi birleştirme kabiliyeti olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “AK Parti teşkilatları siyasette rotamızın belirlenmesinde asla edilgen bir konumda değildir. Hiçbir zaman da olmamıştır. Kadın kollarından gençlik kollarına, AK Parti teşkilatlarının en önemli vasfı, süreçlere yön veren, gidişata etki eden, yeni çalışmaların tohumlarını eken, etkin bir aktör hüviyetine sahip olmasıdır” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yönüyle Fikir Maratonu boyunca ortaya koyulan proje, teklif, tenkit ve tespitlerin politika belirleme sürecinde AK Parti’ye ve millete çok önemli katkılar sağlayacağından en ufak bir şüphe duymadığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, son yıllarda dünya genelinde belli odaklar tarafından “aile” kurumunun hedef tahtasına konulduğuna işaret ederek, ailenin, toplumun hareket ve mukavemet merkezi olduğunu söyledi.
Bireyden aileye, aileden millete uzanan zincirin halkalarında yaşanacak en ufak bir kırılmanın tamir ve telafisi uzun yıllar sürecek sorunları beraberinde getireceğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunun için aileye yönelen her saldırının aynı zamanda milletin ve devletin omurgasını nişan aldığını unutmamalıyız. Aile kurumunun ve ailevi değerlerin muhafazasını bu bakımdan bir millî güvenlik ve beka meselesi olarak görüyoruz” diye konuştu.
“SON YILLARDA ARTAN TEHDİTLER KARŞISINDA AİLENİN KORUNMASI VE GÜÇLENDİRİLMESİNE YÖNELİK ÇALIŞMALARA HIZ VERDİK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Samiha Ayverdi’nin aileye yönelik “Toplumun en küçük fakat en sağlam hücresi” sözlerini çok kıymetli bulduğunu belirterek, şunları kaydetti: “Merhum Ayverdi bakınız nasıl tarif ediyor? ‘Aile cemiyete sağlam fertler veren, içine sızmak isteyen bakterileri yaşatmayan ve üretmeyen, yerleşmiş nizamlara ve temel kıymetlere yaylım ateşi açarak tahribat yapmak isteyenlere fırsat vermeyen, arınmış, inanmış ve kendini sağlama almış bir bünyedir.’ Evet, ailenin toplumdaki yeri budur, misyonu budur, oynadığı rol işte budur. Bu anlayışla, hükûmet olarak son yıllarda artan tehditler karşısında ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik çalışmalara hız verdik.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2024’te Nüfus Politikaları Kurulu’nun kurulduğunu, 2025’in “Aile Yılı” ilan edilerek, teşvik ve destek paketlerinin devreye alındığını anımsattı.
Önce deprem bölgesinde, ardından 81 ilde hayata geçirilen Aile ve Gençlik Fonu ile yuva kurmak isteyen gençlerin yanında olduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gerek doğum yardımlarımızla gerek ulaşımdan haberleşmeye pek çok alandaki indirim ve hizmetlerimizle ailelerimize ve genç çiftlerimize çok önemli destekler sunduk. Aile ve Nüfus 10 Yılı olarak belirlediğimiz 2026-2035 döneminde de eğitimden sosyal politikaya tüm bu çalışmaları inşallah çok daha etkin ve kararlı bir şekilde sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
“GÜNÜMÜZDE FARKLI TÜRLERİYLE BAĞIMLILIK AİLEYE YÖNELİK TEHDİTLERİN EN BAŞINDA YER ALIYOR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Günümüzde farklı türleriyle bağımlılık aileye yönelik tehditlerin en başında yer alıyor. Yuvaları dağılan, ocakları söndüren, hanelerdeki huzur ve bereketi bitiren bağımlılık illetiyle mücadeleye bunun için büyük önem veriyoruz” ifadelerini kullandı.
Bağımlılıkla mücadele için çaba gösterdiklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sanal bahis ve kumardan sosyal medyaya, tütün ürünlerinden alkol ve uyuşturucuya, çocuklarımız ve gençlerimiz başta olmak üzere ailelerimizi bağımlılık illetinden uzak tutmak için yoğun gayret sarf ediyoruz. Özellikle son dönemde yapay zekâ ve yeni dijital teknolojilerin de devreye girmesiyle bağımlılık türlerinde büyük bir artış yaşanıyor. Ekran bağımlılığı ve sonsuz kaydırma gibi yeni bağımlılıklar bilhassa küçük yaştaki yavrularımız üzerinde yıkıcı etkiler oluşturuyor. Algoritma tuzağı olarak adlandırılan bu yeni sarmaldan çocuklarımızı ve gençlerimizi kurtarmamız büyük önem arz ediyor. Aynı şekilde siber zorbalık, mahremiyet ihlali, şiddet ve istismar gibi kötülüklerin yoğun şekilde yer aldığı dijital oyun ve içeriklerin olumsuz etkilerinden de evlatlarımızı korumak mecburiyetindeyiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre şu anda dünya genelinde 1,25 milyar yetişkinin tütün ürünü kullandığını, dünyada her yıl 8 milyondan fazla kişinin tütün kullanımına bağlı hastalıklar sebebiyle hayatını kaybettiğini aktardı.
Saha çalışmalarının, elektronik sigaraların da etkisiyle son yıllarda Türkiye’de sigaraya başlama yaşının düştüğünü gösterdiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çocuklar okul harçlıklarını buraya yatırıyor. Anneler, babalar çocuklarının rızkını üzülerek söylüyorum, sigara denilen illete harcıyor. Sonuçta vatandaşlarımız sağlığından, ülkemiz ise milyarlarca lirayı bulan devasa bir ekonomik kaynaktan oluyor” dedi.
“BAĞIMLILIK HEM MİLLETİMİZİN RUH VE BEDEN SAĞLIĞINA KASTETMEKTE HEM DE EKONOMİMİZ İÇİN GİDEREK BÜYÜYEN BİR KARA DELİĞE DÖNÜŞMEKTEDİR”
Bir diğer sorunun ise kumar bağımlılığı olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Dünyada 350 milyonun üzerinde kişinin kumar problemi olduğu tahmin edilmektedir. Akıllı telefonların yaygınlaşmasına paralel olarak özellikle sanal kumar bağımlılarının sayısı artmaktadır. Açıkçası sanal bahis, şans oyunu ve kumar bağımlılığı bizde de ciddi bir sorun hâline gelmeye başlamıştı. Bunun üzerine kasım ayında bir genelge yayınladık. Sanal Ortamda Yasa Dışı Bahis, Şans Oyunları ve Kumarla Mücadele Eylem Planı’nı uygulamaya geçirdik. İlk 6 aylık veriler, aldığımız idari, mali ve hukuki tedbirler sayesinde sorunun kontrol altına alınmaya başlandığına işaret ediyor. Bunu, doğru yolda olduğumuzun bir delili olarak görüyor, yasa dışı bahis, şans oyunu ve kumarın üzerine kararlılıkla gitmeye devam ediyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yeşilay tarafından geçen sene hazırlanan bir rapora göre sigara, alkol, uyuşturucu ve kumar bağımlılığının Türkiye ekonomisine yıllık maliyetinin 78 milyar dolar olduğunu belirterek, “Yani bağımlılık hem milletimizin ruh ve beden sağlığına kastetmekte hem de ekonomimiz için giderek büyüyen bir kara deliğe dönüşmektedir” dedi.
“BAĞIMLILIKLA MÜCADELEDE KAMUOYU SAHİPLENMESİ NE KADAR GÜÇLÜ OLURSA, BAŞARI ORANLARIMIZ DA O DERECE ARTACAKTIR”
Devlet olarak bağımlılıkla mücadelede gerekli her türlü önlemi aldıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aile Bakanlığımız kurumlarımız ve parti teşkilatlarımız belediyelerimizle iş birliği içinde çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor. Yeşilay gibi ülkemizin yüz akı olan sivil toplum kuruluşlarımız Türkiye’nin dört bir yanında bağımlılığa karşı seferberlik ruhuyla çalışıyor” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kadın kollarının, bağımlılık eğitimleri kapsamında 81 ilde sadece 1,5 ayda 52 bin kadına ulaşmasını, eğitimler sonrasında sigara bırakma kliniklerine başvuruların yüzde 60 artmasını bu bakımdan çok anlamlı bulduğunu söyledi.
Bağımlılıkla mücadele sadece devlet eliyle yürütüldüğü takdirde arzu edilen neticelerin görülemeyeceğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu mücadelenin tek yönlü, tek boyutlu olmadığının hepimiz farkındayız. Bağımlılıkla mücadelede kamuoyu sahiplenmesi ne kadar güçlü olursa, başarı oranlarımız da inşallah o derece artacaktır” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fikir Maratonu toplantısının AK Parti, Türkiye ve Türk milleti için hayırlara vesile olmasını diledi, ödül alan takımları tebrik etti.
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, 6 Nisan 2026 Pazartesi günü, “GÖKBEY Hava Ambulansı Havalanma Lansmanı, Üretimi ve Uçuş Test Faaliyetini Yerinde İnceleme Programı”na katıldı.
Sağlık Bakanı Memişoğlu konuşmasında, 2026 yılının sonuna kadar 3 adet GÖKBEY ambulans helikopterin Sağlık Bakanlığına teslim edileceğini söyleyerek “Mühendisiyle, teknisyeniyle, bilişimiyle, kokpitiyle, dizaynıyla tamamen yerli, insanlarımıza şifa olacak ambulans helikopterimizin şimdiden hayırlı olmasını diliyorum.” dedi.
Bakan Memişoğlu, “Şu an hissettiğim gururu ve heyecanı tarif etmek kelimelerle imkânsız. Bugün burada sadece bir helikopterin uçuş testini değil, Türkiye Yüzyılı’nın gökyüzündeki şifa imzasına hep birlikte şahitlik edeceğiz. Biraz sonra izleyeceğiniz havalanış aslında yerli ve millî mühendisliğimizin, insanımızın emeğinin ve ‘en iyisini biz yaparız’ iddiamızın yükselişidir.” şeklinde konuştu.
Acil durumlarda her saniyenin altın değerinde olduğunu ve GÖKBEY ambulans helikopterin en zorlu coğrafya şartlarında, en sert iklimlerde vatandaşlara uzanan devletin şefkat eli olacağını ifade eden Sağlık Bakanı Memişoğlu, “Hava ambulansı hizmetinin başladığı 2009 yılından bugüne kadar 70 binden fazla vatandaşımızın sağlık hizmetlerine ulaşmasını sağladık. Hâlihazırda 2 uçak, 15 helikopterden oluşan hava ambulans filomuzla yurdumuzun en uzak noktalarına kadar erişebiliyoruz.” bilgilerini paylaştı.
Sağlık Bakanı Memişoğlu, “Hava ambulansı hizmetine başladığımızda bir hayal kurmuştuk. Bugün o hayali kendi evlatlarımızın alın teriyle gerçekleştiriyoruz.” diyerek Türkiye Yüzyılı vizyonuyla daha büyük başarılara imza atmayı hedeflediklerini söyledi. Bakan Memişoğlu, “Önemli olan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği gibi bir olmamız, beraber olmamız, hep birlikte büyük Türkiye olmamız.” ifadelerini kullandı.
GÖKBEY ambulans helikopter hakkında bilgi aktaran Sağlık Bakanı Memişoğlu, “Dünyanın pek çok yerinde yüksek teknoloji maalesef yıkmak, yok etmek için havalanırken Türkiye’nin teknolojisi Türkiye Cumhurbaşkanımızın liderliğinde can kurtarmak, nefes almak için havalanıyor. Pandemi döneminde 45 günde solunum cihazı üreten o adanmışlık, bugün GÖKBEY ile sağlık filomuzu taçlandırıyor.” dedi.
Ankara’da Türk Havacılık ve Uzay Sanayii Anonim Şirketi (TUSAŞ) Merkez Yerleşkesi’nde düzenlenen program, protokol konuşmalarının ardından yapılan GÖKBEY ambulans helikopterin uçuş gösterisiyle tamamlandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk Polis Teşkilatının 181. kuruluş yıl dönümü ve 10 Nisan Polis Günü münasebetiyle İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve beraberindeki heyeti Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde kabul etti.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.